UPGRADE

Başrolünü  Logan Marshall-Green’in oynadığı Upgrade güzel bir seyirlik.
Ha daha güzel de olabilirdi orası kesin. Bence puanı 6/10, kafadan söyleyeyim.

İçinde güzel fikirleri barındıran, modern bir Robocop ile Kara Şimşek kırması bir kült yaratabilirmiş ve hatta biraz da Batman olabilirmiş. Dizisi bile yapılabilirmiş bunun bak.

Ne yazık ki olamamış.

Screen Shot 2018-09-02 at 01.13.29

Hikayeye gelirsek. İnsanın teknolojik olarak yapay zekalarla bütünleşmesinin biyolojik ve sosyolojik evrimimiz üzerindeki yıkıcı etkisini kendine has çarpıcı sahneleriyle ele almaya çalışmış.

Vurdu kırdı sahneleri kesinlikle çok iyi başarılmıştı. Daha olsa izlerdim. Dövüş sahnesi güzeldi. Neredeyse Luc Beson’un Transporter’ında Jason Statham’ın efsane dövüş sahnelerinin çekiciliğine çeyrek tık yaklaşabilmiş.

Hikaye yakın gelecek yerine, günümüzde geçip retro füturistik bir hava yakalasaydı daha etkili olurmuş.

Filmin sonu ise süprizli müprizli. Güzel olmuş. Hığ! vay ipne diyorsunuz. ama çok da vaaay aq, deyip ağzınız açık kalmıyor. Yine de güzel.

Malum ortamlar da izlenebilir. Pek sinemalık hali yok.

Ya işte, yapay zeka olsun, dövüş olsun, nano teknolojiye sahip faşist zombi insanlar olsun ben izlerim hacı bilim-kurgu iyidir diyorsanız kesin izleyin.

Son söz, lan bu Logan Marshall-Green bu bizim Tom Hardy’e ne kadar benziyor yahu!?
Filmi baştan sona Tom Hardy’i izlermişim gibi izledim. Ha çok da beğenmem kendisini o ayrı.

Neyse, çakma Tom Hardy’li bilim kurgunuza şimdiden iyi seyirler dilerim.

https://www.imdb.com/title/tt6499752/

Bonus: https://sosyalmekan.wordpress.com/2018/08/19/yok-olmaya-hazir-olun/

Reklamlar

Yok Olmaya Hazır Olun!

Evet hepimiz bir gün öleceğiz. Bahsettiğim yok oluş, “senin gibi”lerin yok oluşu. Varlığının, temsil ettiğin, yapabildiğin ya da yapamadığın her şeyin yok oluşu. Off ne korkunç değil mi?

Soyumuzun sopumuzun alayımızın kuruyup gitmesinden bahsediyorum.

Koskoca evren, enerjisini saçıp savurarak “verim” almaya çalışan bir makine. Bazı açılardan oldukça verimli ama genel anlamda baktığında verimsiz. Yine de o kadar çok enerjiye sahip ki, seni beni yaratmış.

Bildiğimiz anlamdaki en karmaşık en gelişmiş makineyi, insan beynini. Yani anlamlandırma makinesini. Öğrenen makineyi.

Evrimsel biyolojide uyum sağlayamayan, gelişemeyen istisnasız eleniyor. Bu bir desen gibi. Her canlıyı hatta her maddeyi kapsıyor.

İlk “insanlar”dan günümüze adapte olamayanların tarihte izi bile yok. yontma taş devrinde, o taşı yontamayanı bir düşünün. Ona bakacak kimsesi yok ise, soyu yürümedi. Yani sosyal becerilerin – bağların ilerlemediği yıllarda taş yontamayanlar yok oldu. Taşı yontup, hayvanı en iyi avlayanlar baskın geldi. O hayvanın derisini giysi yapabilenler, soğuktan kırılmadı, soğuktan kırılmayanlar yayıldı. Yayıldıkça üredi, geniş kaynaklara erişti ve günümüze geldik. Bunların hepsi, birşey yapabilenler ve adapte olabilenler sayesinde oldu. Biz adapte olabilenlerin soyundanız.

Tarım, endüstri, medikal, yazılım devrimleri derken evrimsel biyolojiye oldukça müdahil olduk. Artık en hızlı koşanımız, ya da en iyi balta sallayanımız, at binenimiz değil de, en çok “bir şekilde” parası/gücü olan daha fazla üreme şansı yakaladı.
Toplumların ahlak ve türlü sosyal anlayışlarıdaki göreceliklerle birlikte; en zekii ya da en çakal olan yani kısacası bulunduğu ortama ve hitap ettiği kitleye, kişiye göre en donanımlı olanlar çoğalma şansına erişti.
Böylelikle atletik olmayan ama kendince / içinde bulunduğu mikro toplumca zekii insanlar da hayatta kalma şansı yakaladı.

Ancak durum hep böyle olmadı.
8 milyarı geçen insan nüfusunda ilk defa artık şehirlerde yaşayan; yani bakkala markete bağımlı, yakacağını yiyeceğini doğadan doğrudan değil de alış veriş merkezlerinden karşılayan insanların oranı %60 a ulaştı. Bu da ne zekii, ne de çevik hiç bir meziyeti olmayan yada yavan meziyetlere sahip insanların da varolmasına neden oldu.
Bu kişilerin oranı teknolojinin getirdiği kolaylıklarla artıyor. Hafızası çok kısa süreli, öğrenme ve uyum becerileri tam gelişmemiş yetişkinler çoğalıyor.

Peki kısıtlı kaynaklar ile daha hızla çoğalan insanların sonu nasıl olacak?
Mesela nüfusumuz 12 milyarı geçince? Kaynak kıtlıkları ve bu kıtlıklardan doğan savaşların benimsenmiş olacağı kesin.
Tabii bu kıtlığa teknolojik çözümler de getireceğiz.
Yapay et, sebze ve denizlerden arıtılmış tatlı su ile işleri bir süreliğine tatlıya bağlayacağız.
Evrensel gelir paylaşımı da benimsenirse insanlık biraz rahat eder hale gelecektir. Tabii bu süreç içinde bir kaç düşük yoğunluklu dünya savaşı, biyolojik, nükleer, kimyasal tehdit atlatmış olacağız. ideolojik ve dini karmaşalar da baya yıkıcı sonuçlar doğuracaktır ama insanlar en nihayetinde bunları aşacaktır. Nüfus düşmeyecektir. Demografisi değişecektir. Bu da bahsedeceğim türde zekii olanın değil, bir kitleye en çok hitap eden türün bir şekilde varolacağını ama insanlığa genel olarak çok katkısı olmayacak olanların varlığını sürdürmesi şeklinde ilerleyecektir.

Öyleyse nüfus gerçekten ne zaman düşecektir?
İnsanlar gerçekten üretememeye ve gerçekten atıl kalmaya başlayınca.

Aşağıda paylaşacağım TED videosu, insanların yapay zekalara tümleşik bir varlık olmaları gerektiğini ve bu uyumun mutlaka olabildiğince hızlı ve kuvvetli olması gerektiğini anlatıyor. Çünkü yüksek mühendislik gerektiren işleri yapacak kadar parlak zekadaki insanlar bile aç kalma tehlikesi içinde ki, kafası hiç çalışmayan çoğunluğun yok olması zaten işten bile değil. Doğanın yarattığı desenleme ve eleme sistemi burada da iş başında.

Anlamlandırma makinesi olan bizler, kendimizden daha ileri bir anlamlandırma makinesi yarattığımızda, artık doğanın o makineyi yaratmak için kullanmış olacağı birer atıl alet edevattan başkası olmamış olacağız.
Tekrarlıyorum Atıl alet edevat durumuna düşeceğiz.
Varlığımızı sürdürebilmemiz gerekiyorsa, en azından birer parazit ya da bakteri gibi simbiyotik bir varlığa dönüşmeliyiz bu yeni zeka ya yönelik.
Evrenin saçıp savarak sonuca ulaşmaya çabaladığı birer aletiz en nihayetinde.

Bu hemen yarın bir anda olmayacak, her zaman olduğu gibi uzun bir sürede gerçekleşecek ama bu sefer ivme artıyor. Binlerce yıl sürmeyecek ama yüzlerce yıla da kalmayacak. “Eeh ben öldükten sonra koyayım sonradan gelene” diyenler zaten var şimdiden yok olmuş sayılabilecek bilinçlerdir.

Uyum her zaman anahtar sözcüktür. 

Yaratılan bu yeni makineyi ihtiyacımıza göre şekillendirmeli, ya da eğer o makinenin kendi iradesi oluşursa, biz onun için gerekli şekle girebilmeliyiz ki varlığımız sürebilsin.

Ayrıca bu belgeseli mutlaka izleyin:
https://www.imdb.com/title/tt6700846/

Bonus:
https://sosyalmekan.wordpress.com/2018/05/14/boston-duplex/

Amerika’yı Boykot Etmek için Gerekenler Listesi.

Efendim öncelikle en baştan belirtmeliyim ki, bu aslında oldukça abes bir yazı. Çünkü bir kere “kime hitap edecek?” diye soru yaratıyor başlı başına.

Bu yazının hitap etmesini umduğum kitle, zaten “okur-yazar” tayfasından değil. Yani belki okuyup yazabiliyor ama bahsettiğim okur-yazarlık o değil. Anladınız siz.

Yine de kafalarında bağ kurma yetisi henüz gelişmekte olan gençler belki bu yazıya rastlar da, içinde bulunduğumuz günlerin absürtlüğünü bu sarkastik yazı ile kavramaya çalışırlar.  Benim de bir faydam olmuş olur diye hayal kuruyorum.

Lan Amariga agıllı ol lön!

Amerika’yı protesto etmek isteyen sevgili yurttaşlar. Sadece Coca Cola döküp iPhone parçalamak ile kalmayıp, daha fazla hangi Amerikan temelli ürün var hayatımızda öğrenelim ve ona göre yaşayalım. Daha sıkı protesto edelim değil mi?

Baştan uyarayım, sonra “hocu sön nopptön yööö” diye koca götlü ergen gibi böhürmek yok.

Madem bu yola baş koydun, reis seninle gurur duysun istiyorsun. Öyle sadece Cola dökmek, fotokopicide bastırdığın bir dolarlara burnunu silmekle olmaz.
Bu arada o fotokopi makinası Amerikan icadı.
( Tam bu noktada Mehter Marşı Remix versiyonunu dinleyerek “Apaçi” dansı yapmak isteyebilirsin, çünkü gün senin günün)

Dinlediğin “RAP” müzik Amerikan kültürünün bir parçası iken seni tanımlamak için kullandığım “Apaçi” terimi de aslında Amerika’da yaşayan (koloni öncesi zamanlarından kalma) bir kültürün ismi. Ama senin Apaçiliğin o asil millet ile alakalı değil. Onları Protesto etmene gerek yok.

Protesto etmeye başlayacağın ilk Amerikan ürünüyle başlayıp devam edelim:

Elektrik

Evet güzel kardeşim, Amerika’yı protesto etmek için elektrik enerjisini kullanmayı bırakmakla başlayabilirsin öncelikle. ( Nası yaaaa?!)

O yaktığın telefonu şarj etmek için kullandığın elektriğin barajlardaki üretiminden, evine ulaşana kadarki tüm teknoloji Amerikan temelli. Evinde AC gerilimi kullanmamaya başlayabilirsin. Yani prize bir şey takmayacaksın hacı.

Elektrik kavramı Amerikan icadı değil ama Elektrik şebekesi, o çok sevdiğin Ampul, prizler falan Amerikan icadı. Yani elektriği teoriden pratiğe dökenler Amerikalılar.

Yani Ampul de kullanmayacaksın. Edison ismini duymuşsundur. Hah onun icat ettiği hiç bir şeyi kullanmayacaksın bir kere.

Tuvalete gittiğinde deliği karanlıkta tutturmaya çalışırken huzurla sıçabilirsin böylelikle.

Zaten iPhone’unu yaktığın için telefonu şarj etmek gibi bir derdin de olmaz.

e Elektrik gitti buradan sonra bir şey yazmasak da olur.

Kısa tutucam zaten ama devam edelim.

Bu sıcaklarda bir şekilde kullandığın Klima. Yemeklerin bozulmasın diye koyduğun Buzdolabı.  Hep Amerikan icadı, bunları kullanmayacaksın güzel kardeşim. Yakacaksın bunları.

Kişisel bilgisayarlar ve cep telefonları ve de akıllı telefonlar. İnternet. GSM şebekesi vs.
Bunları da kullanmayacaksın. Bunlar hep Amerikan çıkışlı şeyler.

Twitter, Facebook, WhatsApp, Instagram başta olmak üzere bir çok uygulamayı, Windows, iOS, Android gibi işletim sistemlerini kullanmayacaksın. Bunlar da yüzde yüz Amerikan.

Çok sevdiğin Blizzard oyunları da Amerikan. Nvidia, AMD, Intel de Amerikan. Onları da mahallenin ortasında cayır cayır yakmalısın sevgili protest kardeşim.

Zivik kafası gibi kafanı cep telefonuyla arkadaşına çektirdiğin dijital fotoğrafından kroplayıp (kesip) kaslı erkek vücuduna “fotoşopladığın” Photoshop programı da Amerikan malı.

Adriana Lima’nın götü diye arattırdığın Google.  O Google’ı kullandığın Chrome / Firefox / iE / Safari internet tarayıcısı Amerikan. ( Muhaha ben Yandex kullanıyom ki dediğin Yandex’e bile internetten ulaşıyorsun o da Amerikan onu tekrar hatırlatayım)

Çok sevdiğin PornTube ve kanalıma hoş geldiniz diyerek apaçi dansı yaptığınız YouTube da Amerikan.

Ananın sana kızarttığı patates de Amerika kıtasına ait bir besin. Hani bol bol yiyordun ya. Artık yiyemiyorsun gerçi pahalandı çünkü (dıj güjler evet)

O patatesi kızarttığı çizik içindeki kanserojen hale gelmiş teflon tava da Amerikan temelli.  Onu da kullanmayacaksın.

O patatesin üzerin dökmeyi çok sevdiğin ketçap da Amerikan temelli sevgili asi kardeşim. Hamburgeri falan zaten biliyorsundur. Cola dökmeyi biliyorsun ya hani.

Şimdiye kadar ne var bir özetleyelim:

Elektrik kullanamıyor. Cep telefonu kullanamıyor. Bilgisayar kullanamıyor. İnternete bağlanamıyorsun Amerika’yı protesto etmek için. O çok sevdiğin patates kızartmasını da yiyemiyorsun.

Hmm devam edelim.

Uçağa da binmemen gerekiyor canım kardeşim. Serii üretim bandından çıkmış hiç bir otomobile de binmemen gerekiyor. Artık tabanvay mı gidersin, deveye mi binersin orası sana kalmış.

Telefon da etmemen gerekiyor. Bildiğin sabit hatlardan bahsediyorum. Alo diyememen gerek. Graham Bell ismini iyice hatırlaman gerek. Kendisi Amerikalı’dır.

Bak ne kolaylıklar sağladım sana, çevrendeki erişebileceğin bir çok nesne ile Amerika’yı daha da süper bir şekilde protesto etmeni sağladım.

Bu yazıyı okuduğun tüm araç gereç, hepsi Amerikan temelli benim güzel kardeşim. Hemen kapat ve bir daha bakma.
Bu bilgileri de hemen unut, çünkü Amerikan temelli araçlarla öğrendin.

Bence en iyisi git bir mağarada yaşa. Isınmak için ateş yak. Avcı toplayıcı çağlara geri dön. Mis gibi.

Bu arada son olarak götündeki %90 polyester donun hammaddesi polyester iplik de Amerikan temelli. O yüzden pamuk yetiştiriciliğine ve yün hayvanı üretimine geçebilirsin, ama dikkat et bu mamulleri işleyecek makineler de Amerikan malı olmasın.

Kısa kesmekte fayda var. 

Bugüne dek Amerika’nın 1790’dan beri onaylanmış tam 6.5 milyon patenti varmış sevgili protestocu milliyetçi kardeşim. Bunun yarısı senin hayatına girmiş olsa bile,
sana  girecek 3 milyon ürünü daha var en kaba hesap ile. Onları da bol bol protesto edersin.

“Türkiye’ye gelse de ucuz telefon alsak looo” diye dört gözle beklediğin Amazon‘da Amerikan. Telefonunu yaktığın Apple‘ın piyasa değeri 1 Trilyon dolar.
Sen o telefonu aldıktan sonra Apple onunla ne yaptığınla ilgilenmez canım kardeşim. Yakıyor musun, üzerin sıçıyor musun, yoksa göt cebine mi sokuyorsun zerre umrunda olmaz.

Bu protesto ettiğin dolar için de geçerli. Sen parasını verip aldığın o doları ne yaptığın ile Amerika çok ilgilenmez.

Bu protestoların bitti ise güzel ve asi kardeşim hemen sana daha iyi ve basit bir protesto yöntemi söyleyeyim. O da çok basit ve en etkin olanı aslında:

Üreterek başka ülkeleri geçebilirsin.

Bilgi, bilim, marka, tasarım, değer üreterek Amerika’yı da geçersin herkesi geçersin.
Araç gereç yakarak değil. Olay bu kadar basit.

Kaynaklar:
https://www.uspto.gov/about-us/news-updates/uspto-web-database-now-includes-all-patents-dating-1790

https://power2switch.com/blog/how-electricity-grew-up-a-brief-history-of-the-electrical-grid/

https://www.energy.gov/articles/history-light-bulb

http://www.edisonmuckers.org/thomas-edison-inventions/

https://classroom.synonym.com/list-alexander-graham-bells-inventions-7271074.html

https://www.energy.gov/articles/war-currents-ac-vs-dc-power

https://en.wikipedia.org/wiki/Polytetrafluoroethylene

https://en.wikipedia.org/wiki/DuPont

https://en.wikipedia.org/wiki/Adobe_Systems

https://en.wikipedia.org/wiki/Heinz

http://www.whatispolyester.com/history.html

https://en.wikipedia.org/wiki/Photocopier

http://www.slate.com/articles/arts/culturebox/2011/07/a_history_of_air_conditioning.html?via=gdpr-consent

https://en.wikipedia.org/wiki/Refrigerator

https://en.wikipedia.org/wiki/Ford_Model_T

https://www.history.com/this-day-in-history/first-airplane-flies

http://lowendmac.com/2014/personal-computer-history-the-first-25-years/

https://www.uswitch.com/mobiles/guides/history-of-mobile-phones/

https://en.wikipedia.org/wiki/Martin_Cooper_(inventor)

https://en.wikipedia.org/wiki/History_of_the_Internet

Han Solo’nun Hikayesi

Star Wars sevenler ve atıcılık derneğine üye olan bizlerin, belkide taa çocukluğumuzdan beridir beklediği filmlerden biri olan “Solo: A Star Wars Story”  fena değil seviyesinde izlenebilir bir yapım.

Screen Shot 2018-05-26 at 20.28.39.png

Film, Han Solo’nun; “liseyi bitirdim, yan kesiciliğe devam mı etsem, askere mi gitsem?” çıkmazıyla başlıyor. Kız da var amk, ne yapacağımı bilemiyorum derkenki süreçte ilerliyor. Yer Bağcılar civarı.

Bu süreç içinde aslında iki dakikada kahramanımız Han’ın, Han Solo’ya geçişini ve Solo soyadını alışını bir çırpıda anlatılıyor.

Yoğun olarak en başlarda hissedilen ama film boyunca da süren klasik Amerikan tarzına tahammül edebilirseniz ilerleyen dakikalarda kendini yer yer sıkmadan izlettirmeyi başarıyor.

Yani uzay Corvetine düz kontak yapıp, vuhuuu diye süren kovalamaca sahneleri falan. Bir 50’ler Rock Müziği eksik sahnede.

Ancak filmin geneline baktığımızda serüven kendine has bir akıcılıkta ilerliyor. Film bir şekilde kendini izletiyor.

Gerçi bu film 80’ler ya da 90’larda da çekilebilirmiş. Yani şimdi çekilmiş olmasının senaryoya çok büyük bir katkısı olmamış, efektler falan içindiyse yani ne bileyim uçan rezidansı o yıllarda da yapabilirlerdi bence :)

Ha bir de “ya Game of Thrones’daki kraliçeyi de araya serpiştirelim, oradan da iki izleyici kapsak kardır” görüşü bu filmde de hakim. Çok ucuz numaralar bunlar. Yakışmamış.

Bu arada Han Solo’yu oynayan eleman rolünün hakkını sonuna dek vermeye uğraşmış gerçekten ama ne Han ne de Lando karakteri uygun seçimler değildi bence. Hele ki Lando’yu, yardımcı plotu olan feminist ve devrimci robotu L3 ile flört eden bir “jerker” karakter gibi resmetmeleri bu ne lan dedirtmedi değil. Adam kumarbaz, çizsene şuna Maverick gibi bir karakter.

Han Solo’nun Chewbacca ile tanışma sahnesi bence iyi, hatta Chewy’li tüm sahneler filmin izlenebilirliğine büyük katkıda bulunmuş. Az ama öz. Han’ın Wookiee dilinde konuşması da hayal edildiği kadar absürt ve komik. Sanıyorum bu sahne ilk ve tek SW filmleri arasında.

Gel gelelim canım Millennium Falcon’un sahne alışına. Baba yap şu sahneyi de vurucu bir şekilde. Yok.

Tüm bunlara rağmen ve hatta gereksiz 3D olmasına rağmen yine de izlenebilir bir film olmuş. Hatta sonunda Han Solo ile Leia’yı ilk defa bir araya getirecek bir filme daha da yer kalmış denilebilir. 6.5/10.

DeadPool 2

Screen Shot 2018-05-20 at 19.52.11.png

İlkinden daha komik ya da daha kötü değil, sadece izlerken yediğiniz patlamış mısırın tadı kadar kalıcı bir eğlencelik olan Dead Pool, bence abartılmış bir seyirlik.

Medyada pompalandığı gibi çatlayana kadar güleceğiniz, gerileceğiniz ve popüler kültür öğelerine yaptığı irili ufaklı göndermelerle keyfe boğulacağınız bir yapım olmasına uğraşılmış. Ama değil.

Elbette göndermeler mesajlar ve “easter egg”ler le dolu. Mesela Vanisher karakteri Brad Pitt ve Fight Clubda’ki gibi yarım saniyeliğine gözüküyor. Referanslar kesinlikle kahkaha attıracak etkilere ulaşamıyor.

Film genel anlamıyla alt mesaj olarak, yalnızlaşan çocukların hırçınlığına toplumun katkısı ve nasıl önüne geçilebileceği ile ilgili bir görüş sergiliyor.

Giderek silahlanan Amerika ve bir türlü oturtamadıkları aile yapısı nedeniyle bileynerek büyüyen ruh hastası gençliğe dikkat çekilmek istenmiş. Bu tür çocukları ıslah evlerine, yurtlara ya da hapishanelere atarak daha da tehlikeli hale getirmektense, onlara insanca yaklaşıp gerekirse fedakarlıklar ile topluma kazandırılmalıdır falan filan. Çatırdayan toplum yapılarını vurdu kırdı filmleriyle toparlamaya çalışma çelişkisi de diğer yandan.

Filmin eğlence kısmında ise sıkıntı yok aslında, sıkmıyor ama dediğim gibi yarattıkları beklentiyi karşılamayı bırak yanına bile yaklaşamıyorlar.

Filmde DeadPool karakterinin yanı sıra, Cable ve Domino karakteri kesinlikle övgüyü hakediyorlar, ancak bu güçlü iki karakter esas kahramanın önüne geçemesin diye epey uğraşılmış.

Kısacası film bittikten sonra başlıyor. Kelimenin tam anlamıyla bittikten sonra. Yani filmin tümündeki eğlencedenin tamamından fazlası film bittikten sonra yayınlana iki ayrı sahnede bolca bulunmakta.

Malum ortamlara düşünce evden izlersiniz: 6/10.

Boston Duplex

Öncelikle şu bilim kurgu başyapıtının en ikonik sahnelerinden birini izleyelim ve hatırlayalım.

Terminator 2 filmine ait bu sahne, 1990-91 senesine ait. Büyük olasılıkla hemen herkes tarafından defalarca izlemiştir.

Şimdi ise günümüze, 2018 yılına gelelim. Bir bilim kurgu filminden fırlamış gibi duran ancak öyle olmayan bu sahnede, günümüzün yapay zekalarının geldiği düzeyi ve insanları taklit edebilme seviyelerini izleyelim.

Bu video; Google’ın geliştirdiği “duplex” isimli yapay zekalı asistanın, gerçek telefon aramaları yaparak, telefonun öbür ucundaki iş yeri sahipleriyle nasıl anlaşabildiğini gösteriyor. “Turing Testi” bir yana “Tekinsiz Vadi” diğer yana savruluyor…

Sıradaki videolar, bir zamanlar Google tarafından satın alınmış ve tekrar elden çıkartılmış Boston Dynamics’in, 26 yıldır geliştirdiği robotların marifetlerini gözler önüne seriyor…

Şimdi bu iki teknolojinin ne kadar kısa sürede birleşip, birlikte evrimleşmeye devam edeceklerini bir düşünün…

Ready Player One

RP1-JB-master.4b7db673.jpg

Yönetmenliğini Steven Spielberg’in yaptığı Ready Player One, popüler kültür öğelerinden ufak parçalar sunan bir görsel bulamaç.

Zayıf karakterler ve bir sel gibi akan üstünkörü göndermeler ile bu film ancak speed racer filmi kadar değerli bir yapım.

Kısaca Spielberg’in “tersine” bir matrix yorumu diyebiliriz.
Burada karakterler gerçek ve özgür dünya için değil de, ellerinde var olan tek “güzellik” olan sanal dünya için savaşıyorlar.

Favela kültürü hakim. yani fakirlikten zaten istesek de kurtulamayız, dünya bize eskisi gibi ( yani seyircinin bugünü ve dünü) gibi bir yaşamı artık ne olursa olsun sunamaz, o zaman hayal etme hakkımız için yaşayalım ve savaşalım. Durum bu. sanal bağımlılık için varolan bir kitle. Yani gerçeği geçtim, hayal edebilmek, ya da o hayal dünyasına bağlanabilmek için yaşayan kocaman bir toplum.

Çakma Neo, çakma çakma Trinity, ajan smith ne ararsan var ama doğrudan değil. Doğrudan olan başka ve sürüyle karakter var ama hiç biri bir nostalji yaratmıyor.
Film nostaljiden güç aldığını söylüyor ama geleceğe dönüş arabasını gördüğünde ya da akira’nin motorsikletini ve hatta robotek’i gördüğünde bile aa çok hoş olmuş yahu diyemiyorsun. Film bunu sunamıyor. ( yalan yok, bir tek aduket sahnesinde biraz eğlendim)

Konu desen zaten yok gibi bir şey işte iki paragrafta değinilip geçilecek bir yapıda. Spielberg bu tersine Matrix’i bir video oyunu sinematiği gibi çekmek istemiş ve içine popüler kültür öğelerini doldurmuş, bulamaç edip önümüze sunmuş.

Sanırım Spielberg’in işi artık bitmiş. Emekli olup Florida’da güneşlenip balık tutarken kalp krizinden ölme yaşı gelmiş, klasik Amerikan emeklisi gibi.

Tamam çok vahşice saldırdım, yani şu koca listedeki referansları “Spielberg Matrix yapmış bunu mu anladın?” denebilecek şekilde iki paragrafa sığdırdım ama bir düşünün, tüm bu emek, ince referanslar, kültür, sahneler, replikler, görseller falan hepsi ama hepsi bir anti-matrix versiyonunu gizlemek içindi. hepsi bu.

Üstelik filmin sonunda gencimiz, içinde doğup büyüdüğü gecekondu mahallesine dönmüyor ya da orayı kurtarmıyor, ekip arkadaşlarıyla ganimeti bölüşüp, zengin hayatına geçiyor. eğer fakir değilseniz gerçek hayat katlanılabilir bir yer oluyor mesajı veriliyor. yani ojinal matrix’de köle olmaktansa, gerçek ve özgür zion’da sefalet içinde yaşarım daha iyi diyen “sosyalist” mesaja karşılık, yemişim sizin sefil özgürlüğünüzü, zengin olmadıktan sonra gerçek dünyada debelenmenin manası yok demeye getiriyor bu film.

İşte bu mesajıyla aslında gerçek dünyanın bir özetini, geleceğin distopyasını şimdiden gözlerimizin önüne seriyor. bu nedenle aslında orjinal matrixden daha gerçekci bir mesaj veriyor. hem de bir bilgisayar oyunu sinematiği ile.

Bu arada filmin içindeki bazı sahneler küçük çocuklar için cidden travma yaratabilecek korkunçlukta olabilir. Özellikle Shining referansı cidden çocuklar için izlemesi ve anlaması zor bir sahne olacaktır. O yüzden filmin başındaki 7 yaşındakiler izleyebilir uyarısı aslında çok doğru değil. Filmin tamamı vurdu kırdı ve türlü subliminal mesajlar içerirken, bildiğin karşına bir korku filmi sahnesi çıkıyor. Bunu bilerek izleyin.

Ya da bence izlemeyin. 5/10 https://www.imdb.com/title/tt1677720/reference