Bilişim Tarihine Bir Bakalım

herşeyden önce gaz ve toz bulutu vardı… evet öyleydi ama şimdilik okadar geriye gitmeye gerek yok ;) zaten her dönem böyle yazılar çıkar ve insanlığın kendisine yüklü olan hesap yapma sorumluluğunu bir nebze hafifletecek makinalar yapma çabasından bahsedilir… abaküsten girilir süper bilgisayarlardan çıkılır :))

benim değinmek istediğim ise bu teknolojinin nasıl geliştiğinden çok, nasıl sunulduğu ile ilgili… nasıl elimizde oyuncak olduğu ya da nasıl elinde oyuncak olduğumuz ile ilgili…

içinde bulunduğu durumu normal olarak kabullenmeye meyilli olan insan denilen doğal robot yani bizler, işletim sistemimize yani bilincimize uygulama yazmayı başarabiliyoruz… kişilik ve beceriler geliştiriyoruz… hep bu özelliğimize dıştan bakmak ve incelemeyi hayal etmişizdir… kimimiz bun anlayış ile elde edeceği bilgileri insanları sömürmek içinm kullanmayı düşünürken, kimiside insanlara daha rahat bir hayat sunmayı amaçlar… her iki ideolojide de sonuç bir tehlikeyi beraberinde getirir… yarattığına esir olmak… şimdiler de yapay bir zeka yok bizi yöneten, ancak bu yarattığımız şeylere esir olmadığımız anlamına gelmiyor değil mi? şimdilik bu kadar felsefe yeter…

birçok teori tartışıla dursun, şöyle birkaç benzetme yaparak başlamakta fayda var… eşine kur yaparken güzel tüylerini kabartan ve şarkılar söyleyen bir kuştan, terlikleri getiren bir köpekten, taş ile cevi zkıran bir maymundan farkımız nedir? bence pek fark yok… tek fark bunları atmosfer dışında da yapabiliyor olmamız… ister kutsal olalım ister olmayalım ( var olmak ikisinide aynı kılar bence) en sonunda doğanın bir parçasıyız… ancak henüz yalnızız… bu evrende bizden başka “zeki” bir varlık yok… işte bu yalnızlığımız ile beraber yazının bu bölümüne kadar belirtiğimiz durumlar birleşince, taş ve sopadan ve hatta oklar kargılardan, bilişime olan geçiş kaçınılmaz ve haklı görünüyor…

yine bu savaş aletlerinin bilinçaltımızda oluşturduğu “gelenek” ,bilişim teknolojlerinin de savaşlar ile doğmasına vakıf olmuştur… hayır savaşlar IT doğsun diye değil ama savaşlarda doğmuş olması da bir tesadüf değil ;)

tarih öncesinde avlanan ok kargı bileyen insanlık, red edilemez bir “devrim”in içinde… teknolojik olarak biyolojisi değişen bir insanlık… klişe olarak internetten ihtiyaçlarımızı giderebiliyoruz, çip paralarımız ile alışveriş yapıyor ya da küçük korsanlıklar ile kitap okuyor filmler izleyip müzikler dinliyoruz… kur yapmak için giydiğimiz kıyafetlerin takındığımız ruh hallerinin yanı sıra, cep telefonu melodilerimiz temalarımız msn messenger “emotion”larımız da cabası… hatta olmazsa olmaz, blog ya da myspace, facebook hatta orkut sayfalarımız…

tıpkı bu yazımda da yaptığım gibi bir paragraf mesafede gerçekleşmedi tüm bu olanlar… yaptığım gibi hop diye atlanmadı tüm bu olanlar… bir damlalığın ucundan damla damla akıtılıp zerk edildi bize…

intel ilk ticari entegre işlemciyi yaptığında kişisel bilgisayarlar devri patlamaya hazırlanıyordu, fünye ateşlenmişti…
öncesinde IBM, irlandalı quantum firmasına ilk harddisk i yaptırmıştı 50’li yıllarda…

bildiğimiz ve bize sanki ilk miş gibi sunulan, IBM ve MS tabanlı kişisel bilgisayarın  standartları oluşturulmaya başlandı… ilk önce Apple firması kendine has ve piyasadaki diğer bilgisayarlardan sıyrılan, uzun yıllar kendine ait kalacak ilk standartları oluşturan bilgisayarlarını sürdü piyasaya…

biraz daha yakından bakarsak, yüzeyden biraz daha derine inersek göreceğimiz manzara şimdilerde çok komik ama oz amanları düşününce de bayağı bir etkileyici, 12bin dolardan az diye ilan edilen 80 Mb’lık HDD’ler gibi ;)

şimdilerde özellikle forumların ya da blogların yorum/bildiri yazma kısmında birkaç kilobaytlık ( birkaç klobayt ne kadar küçük bir birim gibi geliyor değil mi?) bir script olarak karşımıza çıkna wysiwyg editörler için eskiden kocaman bir bilgisayar seti gerekiyordu…

bu bilgisayarlar hayyalleri süslüyordu. eğer bip özelliği varsa, üzerindeki fortran ya da cobol işletim sistemindeki ( eğer şanslılarsa paskal vs gibi o yıllarda son derece ileri ve gelişmiş olan geliştirme zeminleri de vardır) araçlar ile 3 sayfa kod yazıp iki sn’lik bir ciuuvv sesi çıkartmalarının ne kadar büyük bir olay olduğunu düşünün… sonra birde 80’ler de oynadığımız oyunların nasıl yapılmış olabilecğeini bir tasavvur edin kafanızda ;) şimdilerdeki görsel geliştirme teknikleri sürükle bırakları hayal bile edemedikleri yıllar ( yüz binlerce dolarlık xerox ve ya apple bilgisayarlarda yani 70’ler de, şimdinin temellerini oluşturan grafik arayüzler, çizgi çizip tıklamalar ya da sürükle bıraklar vardı ama biz halka sunulan gerçeklikten konuşuyoruz şimdi ;)…

peki ya mobil iletişim? ülkemizde çıkan  ilk cep telefonları bile ( ben ceptelefonsuz yılları hatırladığımı kendi kendime bile anımsatsam şaşıyorum “cep telefonsuzluğu hatırlamak ne ya?” diye basit geliyor) ne büyük bir teknolojinin ürünüydüler, sms göndermek büyük bir olaydı… kapsama alanı diye problemler vardı ve data iletişimi vardı ( gprs değil ;) 5-10 mhz’lik işlemcili bu cep telefonları kişisel özgürülüğün ve iletişimin başka bir boyutunu sunmuşlardı, aradan 10 yıldan fazla zaman geçti.. 1993’te ilk gsm şebekelerinin kurulmasının ardından önce sünger gibi emdiğimiz bu teknoloji, sonraları yani şimdi artık bir uzvumuz “gibi”( gelecekte bir organımız olursa şaşmamak gerekir, yani bir ütopya değil) artık fotoğraf  çekip alt yazılı yada dublajlı divx ler izliyor ve şu küçücük telefonlarda bir çak Gb’lık hafızalar ve Piksellerden bahsediyor olduk…. yukarıki satırları hatırlatırım 80 Mb 12 bin doalrın altına düşünce kampanya başlatıyorlardı bangır bangır ;) oysa eskiden fotoğrafçılık ile iletişim sektörü neredeyse zıttı… cebimizde hem telefon gibi konuşturup hemde yüksek kalitede fotoğraflar çekip, müzik dinletip film izletip hatta kendimize ait temalarla kişiselleştirip onu ruh halimize benzeteceğimiz aygıtlar taşıyacağız diye 1992’de konuşsaydık muhtemelen yok artık… hadi cebinde telsiz telefon taşıdın her yerden çene ama bu kadarına da alçaktan at derlerdi… o alçaktan at diyenler daha dün hiç kullanmayacakları waplı telefonalrın wap ve gpar ayarlarını yaptıranlar değil mi? wa, gprs, sayısal görüntü, mobil iletişim, dat aağlantıları… off… başım döndü… gidip biraz soğuk içecek tüketeyim ve geleyim :) 15:40…

15:44; tüm bunlar 1920’ler de mide ilacı diye satılan kola’nın 30’lar dan itibaren tüm dünyayı yıllarca ele geçirecek bir meşrubata dönüşeceğini söylemek gibi birşey ( evet kola içtim ;)  neyse hadi bu belirtiğimiz kavramlara da bir bakalım…

sony mavica modelini 1981 de tanıttığında fotoğrafçılık dünyasında naif bir dalgalanma yaratmıştı, filmsiz bir makine sayısal görüntüler alıyor ve film harcamıyordu… elbette kodak ve agfa gibi dev markalar bunu öenmsemeyip gülüp geçtiler hatta sayısal kameranın ilk örneklerini çıkaran sony bile gelecekteki bu akımı pek bir göremedi… oysa canon ve fuji gibi firmalar yatırımlarının tamamını sayısala dökerek artık piyasadaki en iyi sayısal kamera firmaları oldular…

mobil iletişim’de de durum pek farklı değildi, bir bavulun içine zorla sıkıştırılmış gibi duran sayısal analog melez cihazlar ozamanalr sadece meraklılarının ve kullanmaya mecbur olanların işkencesiydi ;) şimdilerdeki laptop çılgınlığına bakın… artık masa üstü bilgisayarlardan daha çok laptop alınıyor, hatta şimdi sırf çet yapıp film izlemek için çıkartılmış laptop görünümlü interntee bağlanan el bilgisayarından az büyük data banklar var hemde 200 dolara

eskiden bireysellik dah azdı, tvler’deki kanal artışları aile yapısını zorluyor insnaları a sosyalleştiriyor diye şikayet ederken, çocuklarımıza bakalım… her birinin evinde adsl bağlantısı… cep telefon… dıaşarıda internet kafeler… eskiden halflife’a kızarken şimdi 7’den 70’e oynanan WoW yüzünden biten evlilikler… oysaki eskiden bir cep radyosuna sahip olmak ne büyük bir zevkti…arada yalnız kalınca trt’yi dinlemek :) şimdi ise internetin sağladığı imkanlar ile gerçek hayatta olamadığımıı olabilmek…
şimdi herkes grafik tasarımcı, herkes programcı, herkes yazar çizer, fotoğrafçı… herkes birşeyler… önceden bilgisayara yan yan bakan topluluklar şimdi bir ahtapotun vantuzularına sahipmişcesine emiyor bu teknolojiyi…. peki herşey bukadar güçlü  ve bu denli gri renkte mi? kötü bir yanı var mı a sosyallikten başka? kötülük ya da iyilik görecelidir elbette ama belkid eçoüu insanın aklına gelmeyen bir yönü daha var tüm bunların… evlere giren VCDlerin bizlere bıraktığı bir alışkanlık, adsl sayesinde erişeceğimiz ya da erişmeyi isteyebileceğimiz ( istetebilecekleri) sunumlara hazırlanan bir zemin ve o zeminin getirdiği şartlar.. kurallar… teknoloji ve bilim var oluş herzaman masumdur… kirli olan bizleriz… insna algıladıkça, evren var olur ve insan algıladıkça tüm varlığı bir şekilde ister istemez kirletir… kural budur… diğer bir yazı geliyor demekki ;) hayır onu bunu bırak… bir dede çocuğunu internete sözde bağlantılı sözde kafelerin oyun bölümüne getiriyor… çocuğu eğlensin hatta öğrensin diye ;) bilmiyorki daha bebek yaşta milyar dolarlık bir sermaye pazarının ortasına köle olarak eğitmek için bıraktığını anlayamıyor… oysaki kendi oğlu yıllar önce kahvee okey oynarken yakalasa okey ıstakasını kafasında kırardı ;) ona göre o daha zararlı… ama torunu bilgiyle yoğruluyor… peki o torunu bir nevi uyuşturucu bağımlılığı gibi duygusal bir bağlılıkla aşık olacağı o oyuna ayda 15… altı ayda bir 50 ve senede bir de 100 euroyu sankı harçmış gibi seve seve verince birşey farkedecek mi? nedne böyle oldu bu çocuk diye sorduğunda hangi cevapları bulacak? bu kadar ipucu yeter ;) kimileri hoşlanmamış olabilr bu ipin ucundan… çünkü hani sarhoşun rakısına şarabına laf edince size düşman oluya o ayak.. suçlu içki ya da içenin iradesizliği değil… laf edenelerdirya ;) esasında kazın ayağı bir tane…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s