fotoğraf

otobüsten indiğimde kendini fotoğraf makinası sanan aparatımın yanımda olmadığına hayıflanarak ofise doğru yürüdüm, yürürken bu yazıyı yazmak geldi içimden. çünkü bir şekilde anlatmalıydım fotoğrafını çekemediğim şeylerin bendeki etkisini… insanlar neden fotoğraf çeker diye düşündüm, ben neden çekiyordum ki? kimisi öylesine kimisi böylesine ama ben gördüğüm ve bana güzel gelen her anı ölümsüzleştirmeyi dilerim, sanki o güzellikleri fotoğraflayamazsam başkalarıda ve görmezse çok değerli birşeyi ziyan etmişim gibi geliyor :)

her zamanki geçtiğim kavşak yağan yağmurun biriktirdiği sulara ev sahipliği yapmış, kaldırımın kenarında yetişen söğüt ağacının dökülen yaprakları ile o an için huzur verciydi… hatta asfaltın yanındaki sarı şeritlerin suyun içinde kayboluşu ve ağacın silüetinin sudaki yansıması da harikaydı.. yolun viraj oluşu da çizgilere ayrı bir güzellik katmıştı… düşündümki böyle nice kareler yakalıyor insan, peki bu kareler nereden geliyor? fotoğraflayanın o kareleri yakalama isteği olmasa da bu güzellikler var olacak mıydı? ne felsefik… ama bence biraz da ilahi…

ve o anda düşündümki, bu kareleri yaratan hangi güç ise fotoğraf çeken bu kareleri “çerçeveleyen” insandır, fotoğrafçı bu gücü yaratan gücün bir elçisi durumunda. o nun sahip olduğu bu kareleme isteği, belkide tanrının yaptığı sanat eserlerini ve onda saklı nice güzelliği bir ressamın resmini çerçeveleyen çerçeveci gibi karelemektir… tanrının yaptığı resimleri çerçeveleyen bir çerçeveci… eğer bu felsefi ve ilahi açıdan yaklaşırsak, fotoğrafçılık manevi yönü kuvvetli bir meslek… fotoğrafçılık bir din ise fotoğrafçılarda bu dinin mensupları olsa gerek :) ancak bu da herşey olduğu gibi fani… tüm inançlar, ihtiyaçlar, olgular hatta var yada yok diye adlandırdığımız herşey gibi bu da sonlu bir görev… ve asla sonsuz değil…

neden herşeyi tanımlandırma, markalaştırma çabası içinde olur insan bilemiyorum ama bir tahminde bulunsaydım eğer, bunun insanın öğrenme mekanizmasının işleyişiyle ilgili olduğunu söylerdim. sevdiğimiz\sevmediğimiz, beğendiğimiz, kaçtığımız herşeye isimler takıp duygular atıyoruz olmazsa olmazımızdır bu markalandırma, anlamlandırma…

anlamlandırmak, işte döngünün başladığı yer, basit ama zor… anlamlı olduğu için mi bize anlamlı geliyor yoksa biz mi anlamlandırıyoruz herşeyi…

bu çıkmaza sapmadan bir fren niyetine söylenmesi gereken şey ise fotoğraf çekmek ister bencilce bir davranış temelli başlasın, isterse paylaşma yaşatma amaçlı olsun değeri, o kareyi görende oluşacak ufak bir tebessüm, ya da gözünde ki buğulanma kadar olacaktır

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s