hoşlanmanın standartı: asl pls’den like ver baba’ya

msn ( ki ozamanlar msn değildi) üzerinden arkadaş listeleri oluşturmaya başladığımız yıllarda, hotmailin var mı diye sormak sanki ayrıcalıklı gibi birşeydi bundan on, onbir yıl önce. ne youtube, ne facebook, twitter ya da friendfeed ne de diğerleri, hiç biri yoktu. hatta boş iş gözüyle bakılırdı internete. çoğu IRC ve türevleri üzerinden konuşur, hatta yeni çıkan java oyunlar; okey, tavla gibi eğlenceliklerle vakit öldürür ve hatta kimilerine göre “elit” tabaka ICQ kullanır, senin kullanıcı numaran kaç haneli bakim hahaa.. benimki beş haneli biz eskiyiz gibisinden böbürlenirlerdi… teknolojinin en sanalının bile nostaljisi olurmuş demekki, şaşmamak elde değil.

bu satırları yazarken o anları hissediyorum, sanki bilim kurgu filminin içinde birer karaktermişiz gibi gelirdi.. herkesin göremediği, anlamadığı, erişemediği özel bir filmin içinde özel kişiler olmak…

şimdi ise her şey ne kadar olağan, icq, irc zamanları hatırlanmıyor hatta bilinmiyor.. ne icq’su yahu, youtube öncesini bilmeyen var. internet denen şey komşusundan görüp alan kişi için etrafında duymaya başladığı, moda olan herkesin alması gereken bişey.. onun için o yıllarda çıkmış bir olgu, 50 yıldan fazlalık bir geçmişi yok onun için, topu topu 3 bilemedin 5 yıllık birşey…

halen dünyanın hız / fiyat oranına göre dünyanın en pahalı internetini kullanırken biz, artık olmazsa olmaz haline gelen, tv, radyo almaktan daha önemli hale gelen adsl bağlantılarımızı evlerimize çektiğimiz ilk yıllarda download manyağı olduk, sonra bu bir standartlar silsilesi ile mecralar yarattı, forum ve hemen ardından paylaşım sitelerine doğru aktık. daha 98 yılında kurulmuş bir şirket olan google o yıllarda hepimize adını iyice belletti.
bloglar doğmaya başladı, önceleri kaliteli bir mecra gibi duran bloglar, özgün içerikleri ve özenli yapılarıyla dikkat çekti, şimdi ise bir işmiş gibi algılanmaya hatta güncel medyanın yerini almaya başladı ( kimilerimiz için aldı bile ), blogculuk bir haltmış gibi sunuldu.. kabul edildi.. kimi kişiler sanki özgünlermiş gibi sunulup “bakın blog yazdılar biz de onlara arabamızı denettik, hediye gönderdik” gibi şeylerle pohpohlanıldı..

çeşitli topluluklar, oluşmaya başladığı yıllarda arkadaşlık sitelerinde bir patlama yaşandı, bribrii ardına açılanları birbiri ardına kapananlar izledi. bundan sıyrılan başarılı tekniği ile facebook oldu, facebook.. günümüzün öyle sihirli kelimesi ki…

youtube hayatımızda çılgınca bri yer etmiş, katot tüpü ve iyonoskopla 1800’lerde doğan televizyon tekniğini ve ardından kültürünü yok etmiş, sanal bri çerçevenin içinde ayrı bri kültür, bir dünya olarak sunmuşken, facebook gibi bir mecraya ( ya da her hangi bir sayfaya bile ) kolay adapte olan yapısıyla birbirini destekleyici sistemlerin önemini ve dahi gücünü bize göstermişlerdir.

facebook, youtube sanki hemen herşeyi kapsar küme gibi hareket ediyorlar, gelişiyorlar. hemen her tür site içlerinde barındırabilinir. düşünmeden çılgınca oraya girer çıkarız. çünkü oarada özlemlerimiz ve olmak istediklerimiz var… kız tavlayabilirsin, sex var, prono var bunlar hazır besinler.. özlediğin, hoşlandığın ya da gıcık kaptığın insanları takip etme olanağın var… ister istemez bıraktığımız izlere bir de elimizle gönüllü yazdığımız izler ekleniveriyor… twitter… friendfeed…

aklımızdan geçenleri buzaman kadar el ilanları bastırıp sokakta dağıtmadan nasıl yaşamışız öyle? ne çok derdimiz, hezimetimiz.. yazacağımız şey varmış.. twitter ile başlayan aklındakini dök, ne yaptığını yaz mantığı friendfeed ile micro  blogluğa kadar gitti… hepimiz hoşlandık…

hoşlandıklarımızı işaretledik… su gibi aktık, takip ettik. ayrılamaz olduk. neredeyse 24 saatimizi onlara bağlı yaşadık… aboneler edindik, tanımadığımız insanlarla yüzlerce ortak arkadaş sahibi olduk.. abone olduk… tanıştık, barıştık, kavga ettik… herşeyi ekndi elimizle, kimi zaman koyunlar gibi meleyerek yaptık..

semantik web’e yapay zekaya, elimizle bilinçli bri şekilde karakterlerimizi sunduk… artık makineler bizi birey birey ve kitle halinde bizden daha iyi tanıyorlar. sadece makineler değil.. o makinelerin ardındakiler.. endüstri devlerinin yemlediği “seeding”lediği yani brier kümes hayvanı olarak biz.. verdiğimiz/aldığımız “like”lar kadar birşey sandık kendimizi… yeni mecralar yaratıp o yarattığımız reklam tanrılarına taptık…

irc üzerinden slm asl pls yani “selam,  age local sex ( yaş, bulunduğun yer ve cinsiyetin ) pleas ( lütfen ) den… baba like ver be ya duyulsun şu feed’ime kadar uzanan uzun ama aynı zamanda kısa bir yol… bu daha başlangıç… artık her blogun, haberin, alışveriş sitesinin altında facebook’da like ver butonu yad a tweetle butonu var… kimi yapı bakımından üyelik ile çalışması gereken site artık facebook hesabımızla oturum açma kolaylığı sağlıyor…

bri kaç seneye banka işlemlerini de facebook’dan mı yapacaz? bu kadar mı teslimiz.. gelecekte, facebook’dan mı nüfus cüzdanı alcaz… dünya bayrağı resmen F harfi mi olcak… sanırım öyle olacak…

herzamanki gibi düzenlemeden öyle yayınlıyorum.. :)

Reklamlar

hoşlanmanın standartı: asl pls’den like ver baba’ya” üzerine 2 yorum

    1. tesadüfi olmuş bu haber de, uzun süredir zırvalamayı düşündüğüm satırlardı bunlar ki zaten bu satırlardaki bilgi internetle tanıştığım yıllardan beridir beynimde döner durur…

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s