o kadar çok şey oldu ki…

artık eskisi kadar yazma isteği bulamıyorum. belki de bu oyunun sonu geliyor, belki de yazacak yeni bir yüz yeni bir mekan bulurum. şu bir iki kelimeyi bile yazarken hüzün kapladı içimi. a noktasındaki hayalden b noktasındaki hayale geçişte dökülen buruk göz yaşı gibi. sevindiğinden mi yoksa üzüldüğünden mi ağladığını bilemediğin zamanalr gibi. elbette ağlamıyorum şu anda, o tür bir dışa vurum ya da duygusal iniş çıkışlar içinde değilim. buraya yazışımın seyrakliği hayatımda gelişen yeni olguların ve çizilen yeni yolların nedeniyledir. kötü yollar değil ama yürüdüğüm yollar da değil… artık yürütmüyor. kökler salmamı sağlıyor.

bağlanmak. bir seçim ve bu seçim ile hayallerin şekil değiştirmesi. gerçekliğin metal kadar soğuk ama gerçek olduğunu bildiğin için verdiği metal kadar sıcak his… soğuk metal sıcak metal ama metal.. sert.. kimi zaman keskin. kimi zaman kırılgan, kimi zaman bükülen ve de kimi zaman ezen…

içinde bulunduğum toplumu,toplumların yanı sıra yeni toplumlar tanıyıp onların kültürel öğelerini de öğrenmeyi ve hayatımda nice ilkler yaşayıp bunun heyecanını kaybetmemeyi hayal etmiştim. tabiiki belki de blogumun heyecan verici yeni yüzü olmalıydı… artık pek de mümkün değil belkide önümüzdeki bu on yılda… ne karamsarım. sayaç yeniden işlemeye başladı.. bri kaç gün sonra 0 dan tekrar saymaya başlayacak… ama sıfır hayal ettiğim yerde değil. ikinci planımda saymaya başlayacak.. kötü değil, yine de güzel ama hüzünlü…

artık çektiğim fotoları daha bir beğenmez oldum.. daha teknik olmalılar amatörlüğün sonuna geldin diyorlar… evet olmalılar.. daha teknik olmalılar. daha farklı çalışmalıyım artık. tatil bitti.

tasarımlarım da öyle. zaten onları hiç beğenmezdim ama artık beğenmeliyim.

ipad alınmaz diye yazı yazmıştım. artık ipad bile var elimin altında. güzel bir cihazmış. umarım her değişiklik böyle güzel olur.

keşkeler ve dilekler var aklımda… ama bari onlar sessiz kalsınlar ki. hep kavuşabilme hayali olsun…  zaman ilerledikçe, var olamamalarının ve son kullanma tarihlerinin bir bir geçmesi sonucu oluşan melankoliyi tadmalı… belki de bu… insan olmak.

o kadar çok şey oldu ki…” üzerine bir yorum

  1. insan istediği herşeyi elinde tutamaz her zaman. birbirinin alternatifi olan şeyler mutlak ona bir yol ayrımı gibidir. ya o vardır, ya da bu… ya o yoldur gideceği, ya da bu… zaten böyle olmalıdır hep. yoksa kararsızlık kurutur o yol ağzında onu. durduğu yer artık gidemeyip kaldığı yerdir. öldüğü yerdir!
    böyledir bu!

    insan o yolculuğunda da bir dolu riske göğüs gerecektir. seçeceği yollardan hiçbiri bir diğerinden fazla risk taşımaz. ama seçmelidir. ve seçtiği yolda da hayatın önüne getirip bıraktıklarına bakmalı, severse bağrına basmalı, alabiliyorsa o riski almalı ve yoluna devam etmelidir onunla.
    sevmezse bırakmalıdır bir kenarda, taşımamalıdır o yükü… sevmiyorsa ilk anda bırakmalıdır, katlanmamalıdır sevmediğinin, sevemediğinin yüküne, kendine “ben bu insanı seviyorum, bu işi seviyorum, bu şehri seviyorum halüsinasyonları” yaratmamalıdır… insan ne istediğine karar vermelidir.

    öte yandan keşkeler ağır suçlar gibidir. hem sevdiğini taşırken hem keşke diyip duruyorsan az dönüp bakmalısındır bir aynada kendine. kendini tanımayanın, “keşke şu da olsa bu da olsa” diyip duranın hem ona hem buna bakacak iki yüzü olabilir mi? insanın bir yüzü varsa bakacağı da bir yöndür aslında…

    keşkeler insanın yolculuğuna gereksiz müebbetler bindirir. çabuk yıpratır insanoğlunu… kendini ve ne istediğini bilmez biri yapar onu.
    insan bu kararı bilinçli vermelidir. yoksa hem kendine hem de taşıdığına, ister para olsun ister insan gücü yahut emeği ve dahi isterse zaman olsun, bütün bunlara baştan bilfiil yazık etmiş olur…

    insanın keşkelerle yaşayamayacağı, normal şartlar altında yaradılışının buna müsait olmadığı da açıktır. zaten insanın, keşkeler arasında yaşadığı da “hayat”tan sayılmaz şekil itibariyle. keşkelerle yaşanan her ne varsa sadece bir kurmaca olur onun beyninde. bir halüsinasyon olur zamanla… farkına varmaz.
    bu onu daha çok zedeler, daha çok geri bırakır gideceği yoldan.
    “keşke bu, keşke şu olsaydı” derken üstelik, hayat kaçar gider yanıbaşından.
    kayar zaman ellerinin, avuçlarının arasından.

    hayat, (en önemlisi de budur işte!) şu an seçtiğini gerçekten isteyip istemediğinle ilgilenir hep. o seçtiğini nasıl değerlendirdiğine bakar. seçtiklerini yaşamalısındır çünkü. seçtiğini değerlendirmelisindir. ondan hayata katacaklarını düşünmelisindir.
    seçmediklerinle, seçemediklerinle hayıflanarak hayatı boşa harcayamazsın. bu lükse kimsenin verilmiş jetonu yoktur.

    mesela seçmediğin tohumla toprak ekilir mi? mesela seçmediğin bardaktan su içilebilir mi? seçmediğin ağacın gövdesine yaslanıp dinlenebilir misin gölgesinde? güvenebilir misin keşkelerin getirdiği sanal lezzetlere? insan kafasında diğer keşkeleri taşırken yaşayabilir mi hayatı ağız tadıyla? alabilir mi ekmeğin tadını, diğer bir ekmeği düşünüp hayal ederken kafasında? o ağzındaki lokma ona o an hak mıdır?

    hayatın bükülebilir bir tarafı yoktur. dümdüz uğrar ve insanı bir yerden aldığı gibi, bir başka yere taşır. gitmek istediğin yeri bilmiyorsan eğer, beraber yolculuk ettiklerinin hangisiyle ne kadar zaman geçireceğine de karar veremezsen, işlerin karıştığı, iplerin eline ayağına dolandığı an olur üstelik. yüzüne güldüğün insanlara ettiğin haksızlık kadar kendine de edersin o haksızlığı. seçmediklerini, seçemediklerini düşünüp duranın rüyaları kabusa, günü gecesi zindana döner. değerini bilmedikleriyle götürdüğü hayatın bereketi kalmaz. onların yüzüne bakarken kendi söylediklerinde dürüstlükten zerre nebze okunmaz. seçtiklerine bakarken hele, neye baktığını bilmemek kadar kötüsü de yoktur. sonunda insan insanın kurdu olur ve birgün diğerini yokedip öldürür.

    bu yüzden her yol ağzında seçmelisindir.
    bir kez seçmişsen de o yoldan gitmelisindir.

    yolun yarısında sıkılıp diğer yolu da denemek için sapa yollardan diğerine ulaşmayı denemekse, kendine zarar verir, hayattan ve o değerli zamandan olur.

    seçtiğine değer verdiğini tartmalı, bilmelisin. kendini bildiğin kadar bilmelisin karşındakini. sabah hala nefes aldığının farkında olduğun kadar seçtiğin yol arkadaşına ve diğer insanlara hakettikleri değeri verebilmelisin.

    çünkü hayat beklemez. zaman acımasızın ta kendisidir.
    dünü, bir hafta öncesini, yahut bir yıl öncesini, ve her ne olursa olsun “keşke şunu yaşasaydım” dediğin şeyleri yaşatmaz hayat sana. keşkelerle gün, insanın yüzüne doğru doğmaz. keşkeler insanı doğru yerlere taşımaz. insan ne istediğini bilerek inmelidir istediği durakta. kendisini kimin beklediğine dikkatle bakmalı, baktığı kadar görmeli ve ona ne görmesi gerektiğini değil, gerçek kendisini göstermelidir.

    insan ancak o zaman kendini bilmiş, değerleyip yüceltmiş ve taşıdığı müebbetten ancak o vakit kendini özgürlüğe salıvermiş sayılır. insan ancak o vakit annesinin yüzüne mertçe bakabildiği kadar hem kendisine hem hayata hem işine hem ekmeğine güvenle sarılır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s