Büyük Biraderler Uzayda

Tanrının Gözü | Helix Nebulası’na ait bu fotoğraf sanki bizi izliyor…

ilk okul seviyesi okuma kitabı gibi bir başlık oldu ama olsun, yazmak istediğim duruma oldukça uygun aslında. gerçi “uzaya demokrasi götürmek” gibi klişe sayılabilecek traji komiklikte bir başlıkta atabilirdim, ancak komikliği bir kenara klişe oluşu ise ayrı düşündürücülükte olurdu. düşünsenize bu klişeyi yaratan yayılmacı, ekonomik ve kültürel sistemlerin yıllardır süre gelen davranışları ya da daha doğru bir deyimle dünyanın kendilerinden olmayan kesimine açtıkları düşük yoğunluklu savaş bu klişenin nedeni. işte bu davranışın artık kanıksanmış olması da olayı trajik kılıyor. devletler kendilerinden zayıf diğer devletlerin; stratejik konumlarını, madenlerini ve kendilerince sahip oldukları bir çok avantajı ele geçirmeyi sürdürürken, kendilerinin sahip oldukları silah endüstrisini de bu “demokrasisizliklerinden” düşmana dönüşmüş ülkeleri bombalayarak ayakta tutuyor. ele geçirdikleri ganimetleriyle de bu ve benzeri endüstrilerini besleyerek kısır bir döngü oluşturuyorlar. bu ganimetlerin çoğunu ise petrol, altın, uranyum gibi madenler oluşturuyor. dünya ekonomisinin bel kemiği bu elementlerin bazısı endüstriyel kullanım alanları sayesinde değerliyken bazıları da bu özelliğinin yanına bir de gelenksel olarak tercih edilirliğini de ekliyor, örneğin altın, platinyum, elmas vb bu madenler; elektronikte, tıpta vs’de yoğun biçimde kullanılırken aynı zamanda mücevherat olarak da tercih ediliyor olmaları onları daha da değerli kılıyor. mesela altın; kimyasal özelliklerine bakıldığında endüstride oldukça yer bulan bir maden olduğunu görürüz çünkü iyi bir doğal iletkendir. tabi bunlar sıkıcı özellikleri kimine göre. sıkıcı olmayan kısmı ise onun mücevherat oluşu olabilir; kabillelerin, kralların, kraliçelerin, ev hanımlarının, yatırımcıların tercihi altın. insanlık onu keşfettiğinden beri büyüsünden çıkamamış. tabii toplumsal miras güdülenme sayesinde :) sonuçta elektronikte çok işe yarayan bir doğal iletkeni takıp takıştırmak bana küpe diye transistör kullanmakla aynı saçmalıkta geliyor :) kişisel görüşüm tabii bu. sonuçta silisyumu icat ettikleirnde o bizi altından daha fazla büyüleseydi her halde merkez bankaları para basmak için altın rezervlerine değil de silisyum kaynaklarına daha çok güvenirlerdi her halde ;)

işte bu dünyamızda çıkan elementlerden bir tanesine olan bakış, bunun petrolü var havası var suyu var. uğruna savaşlar veriyor ve dökülen kanlara rağmen otomobilimizin deposuna benzin ya da mazot koyduğumuzu sanıyoruz, dolaylı olarak da olsa depolarımıza “kan” doldurduğumuzu düşünmüyoruz, hem o petrolün ele geçilirilken dökülen kanlar, hem de dünyanın ağladığı kanlı göz yaşları, dünyanın nefesinden de çalıyoruz. başka bir örnek verelim, elmas olarak belkide afrikada ölen köle işçi çocukların ruhlarını asıyoruz boynumuza. sevgilimize seni seviyorum derken dolaylı öldürdüğümüz yaşamlar. çok karamsar bu tablo farkındayım.

peki büyük birader bunun neresinde?

bence tam ortasında.

farklı düşünelim, özel sektörün değil de devletin olduğunu düşünelim bu sosyal ağların, facebook ya da google gibi sistemlerin yerine devlet uygulamaları olduğunu, yani devlet gelip; “zorunlu olarak herkes kişisel fotoğrafını yükleyecek, kişisel bilgilerini paylaşacak, çektiği tüm fotoğrafları yükleyecek ve gezip gördüğü yediği içtiği her şeyi paylaşacak T.C. nüfus idaresi başkanlığı ve istatistik kurumu sitesinde” dese, böyle bir zorlamada bulunsa infial olur, toplumlar patlar değil mi? ama adı facebook olup zuckerberg diye şeker bir oğlan gelip bunları sizden nazikçe isteyip,biz de vermeye başladığımızda hiç bir şey olmuyor, hatta facebooksuzluk bir kriz olarak nitelendirilebiliyor. hatta bu bilgileri şirketlere ve devletlere satan, profillerimizi çıkaran bu sosyal ağ şirketleri kazançlarını katlıyor. hah işte bunu seçen de biziz onu  değerli kılan da yine bizleriz.aynı şeyleri twitter , google plus ve türlü sosyal ağlar için de söylemek mümkün.

garip. işte bu gariplikler şimdi milyarlarca dolarlık  bir ekonomiye sahip, yani like”larımız ya da  google aramalarımız birer gerçek. tabii facebooktan örnek verdim ama onun da abisi sayılabilen google’da farklı değil, hatta bu sanal beğenilerimiz onları sanal şirketlerden fiziksel etki yarabilecek şirketler üstü birer oluşumlara dönüştürmeye başladı bile. hedef uzay

bir mücevherat gibi değerli kıldığımız sosyal ağlar, takipçi sayılarımız, “like”larımız artık somut birer varlığa dönüşüyorlar.

demek ki büyük biraderler sadece bizi gözlemlemekle yetinmiyormuş, google uzaya gözünü diktiğini yıllardır süre gelen uzay yarışlarına verdiği sponsorluklarla belli ediyordu. uzayın sivilleşme yolunda ilerlemesi en çok bu firmaya yaramış olsa gerek ;) dan brow, ihanet noktası kitabında uzayın sivil kullanıma açılması için dönen entrikalara değiniyordu. 60’lı yıllarda doruğa çıkan uzay yarışı devletler arasındaydı, özel sektör bu yarışa sokulmuyordu. henüz erken mi olduğu sanılıyordu bilinmez ama bu siyasi yarış o yıllardan itibaren başlayabilecek olan ay yolculuklarını ve tatillerini, yörünge otellerini engelledi. pan-am firması o yıllarda ay seyehati için biletler satmış,

pan-am ay uçuşu rezervasyon kartı

hilton ise bir yörünge oteli sevdasına düşmüştü ( şimdilerde yine hayallenmeye başlamışlar ).

A Hilton Hotel in ‘2001_ A Space Odyssey

hiç biri olamadı.

o yıllardaki  uzay madenciliğini de engelledi. ancak bu değişiyor görünüyor...

yıllar önce bir yerde NASA’nın Mars’a yolladığı sondaların iniş yerini belirlerken olası maden yataklarını baz aladığını okumuştum, kaynağını bulamadığım bu bilginin doğruluğu zaten kanıtlanıyor gibi. ölçüm ve görüntüleme teknolojilerindeki ilerlemeler ard arda exo planetler bulurken, uzak adaların merkezlerindeki organik molekülleri bile saptaya bilirken bize sadece evren’in oluşumu hakkında felsefik ve teknik bilgiler sunmadı… sadece elmastan oluşan ya da kütlesinin büyük bir bölümü altın, platinyum vs olan gök taşları da buldu. deep impact deneyini hatırlayanlarımız olabilir. ya da star dust projesini… evren’in varoluşunun ardındaki gizemi araştıran bilim adamlarının bu ulvi heveslerini devletler ve şirketler neden destekliyor acaba diye düşünmeye gerek yok anlaşılacağı üzere ;)

bunlardan daha sonra baskılara dayanılamamış olacak ki, devletler sivil uzay çalışmalarına onay verdi. bu onay sürecine 86’da ki challenger ve 2003’de ki colombia uzay mekiği faciaları da hız verdi, çünkü NASA’nın elinde geriye kalan uzay mekikleri artık çok yaşlanmıştı ve son görevlerini yapıp emekliye ayrıldılar. böylelikle uzay görevleri amerika için sadece ruslara bağımlı kalmak demek oldu. bu da özel sektörün işine yaradı…

Discovery uzay mekiği'nin müzeye kaldırılırken bir boeing 777'nin sırtındaki son uçuşu

Dennis Tito ilk uzay turisti, ruslar sayesinde kazakistan’ın baykonur üssünden uzayda bir kaç gün kalacağı yere, uluslar arası uzay istasyonuna çıkan ilk sivil astronot oldu. tabii ondan once ve sonra da uzaya çıkan ve devlet kadrosunda astronot olarak kayıtlı olmadan uzaya çıkan insanlar oldu ( Mark Shuttleworth ya da Charles D. Walker gibi bir çok isim ) ama tito parayı veririm uzaya da çıkarım, hiç bi deney meney de yapmam gezerim tozarım diyen ilk kişiydi :) daha sonra onu bir çok kişi izledi zaten.

iran asıllı ilk kadın sivil astronot Anuşeh Ansari  kendisinin de destekleyicisi olduğu x prize  * yarışmaları düzenlendi,

anuşeh ansari uzayda bitki yetiştirirken

bunu ilk sivil uzay uçağı space ship one kazandı ( belgeseli harikadır ),

spaceship one uzaydan geri dönerken havada süzülüyor

google ay’a robot gönderme yarışması düzenledi,

google destekli x prize ay robotu yarışması

paypal ve tesla motors un kurucusu elon musk space x şirketini kurdu ve kendi firmasının yaptığı roketler ile uzaya kendi yaptığı kapsülleri göndermeyi başardı ( hatta uluslar arası uzay istasyonu’na kenetlenme izni aldı )

dragon kapsülünün ISS’e bağlanışının temsili resmi

virgin şirketler grubu, havacılık sektörünün yanına bir de uzay sektörü kurdu. virgin galactic şirketi dünyanin ilk space portunu yani uzay hava alanını kurdu, biletler sattı…

spaceport artık hizmete hazır, fotoğrafı enfes…

buraya kadar yazdıklarım james cameron’un efsanevi filmi avatar‘a ne de çok benziyor. vahşi kapitalizmin saldırgan yüzünün dünyadaki halklara saldırması misali işgal altındaki bir gezegen pandora  ve onun üzerinde kültürel ve biyolojik araştırmalar yapan bilim adamları. onları destekleyenler ise maden şirketleri. çünkü pandora bir ekso gezegendir ve üzerinde çok değerli bir mineral olan unobtanium barındırmaktadır. bu bilim adamları biyolojik ve kültürel araştırmalarını yaparken maden şirketlerine de unoptainum rezervlerini bulmaktadırlar. bilim adamları oradaki yerli halk ile konuşmakla, diplomasi yürütmekle de yükümlüdür. başarmazlarsa, o halk barbar ve vahşi ilan edilecek, insanlığın gelişimine engel görülüp, düşman sayılacaklardı… başlarındaki diktatör yıkılacak ve oraya demokrasi getirilerek, özgüleştirilecekti ;)

şu anda yaşadığımız dünyaya ne de çok benziyor. hatta şimdi uzay çalışmaları sayesinde daha da benzedi…

hepsini bir toplayalım; altın, elmas gibi endüstriyel madenlere verdiğimiz katma değer ilgi + sosyal ağlar, “like”lar, google’lamalar + uzay yarışı, sivil uzay seyehatleri + uzay gözlemleri, astro madencilik ve son olarak da james cameron.

ve işte karşımızda planetary resources

ne ironiktir ki kurucuları arasında  james cameron ( yönetmen ) ‘un da olduğu :) eric schmitt ( google eski ceo ) lary page ( google kurucu ortak ) ve peter diamandis ( x prize kurucularından )‘in de ortaklığı ile kurulan Planetary Resources, uzayda gözünü diktiği ve piyasa değeri 22 trilyon dolar olan Amun 3554  isimli gök taşını kazacaklar.

eric schmitt ve lary page
ünlü yönetmen James Cameron, kendi denizaltısı ile marianna çukuruna dalmadan önce
Amun 3554 Göktaşının piyasa değeri tam 22 Trilyon Dolar

ne ütopik ve bilim kurgu vari değil mi, ama daha bitmedi. üzerinde bulunan 8 trilyon dolar değerindeki platinyum, 8 trilyon dolar değerindeki demir ve nikel ile 6 trilyon dolar değerindeki kobalt madenini dünyaya getirdiklerini bir düşünelim, uzaydan gelen demirden yapma yüzükler ile evlenme teklifi yapılma oranı muhtemelen deBeers’in pırlantaları ile yapılandan daha fazla rağbet görür olur ;)

yeni savaşların kapısı ama aynı zamanda yeni teknik gelişmelerin, yarışların ve sıçramaların da. şükür ki hepsi dünya dışında olacak ama yaratacakları gelişmeler sayesinde belki de ucuz uçak bileti bakar gibi ucuz ay bileti bakar olabileceğiz… belki de mars, kim bilir?

e belki de dünyadaki diğer mücevherat firmaları buna yatırım yarışına girer ve atıyorum  dünyanın yakınından geçen Eros astroidini işlediklerinde 20 milyar dolarlık altın ve krom vb madene erişebilirler.. dünya kaynaklı altın madenciliği sanırım dibe vurur… kim dünyadaki altını almak ister ki tanrılardan gelenleri varken ;) yaratacağı kaos muazzam olur ama bu konudaki bilinmezler belki yakın tarihe bakılarak biraz olsun aydınlığa ve ön görülebilirliğe kavuşabilir… hani 19. y.y’da ki altına hücum telaşı gibi, özellikle kuzey amerika o yıllarda delik deşik edilmişti, yeni şehirler doğmuş ve kolonileşme artmıştı… tarihin tekerrürü boldur ki bu da böyle olacaktır derim… ha uzayda kolonileşmeye güzel oynaya gidilir ya :) her neyse…

devasa ülkelerin telaşı bunlar, bizim kisi gibi ülkeler ise nedense hep bu sıçramalardan geri kalır. yok arap baharları, yok orta doğuda iktidar savaşları yok türban yok rejim… eller aya biz yaya gideli aha 50 yıl olmuş birisi de çıkıp demiyor/diyemiyor ki sizin zorunuz nedir aga?

blog yazdığımıza şükredelim en iyisi… biz halaa araba yapmaya baba yiğit arayalım ;)

Büyük Biraderler Uzayda” üzerine 3 yorum

  1. en büyük semirgenin devletler olduğunu çok güzel dile getirmiş bir yazı. ama herşeyin özel sektörde olduğu bir atmosferi de düşünmek ürkütücü aynı zamanda. insanın insan gibi davrandığı her yerde uzay seyirlik mis olur. yeter ki kimse kimsenin sırtından geçinmesin.

    1. bence artık dünyayı rahat bıraksınlar yeter. dünya belkide eşsiz, belki de koskoca evrende başka yaşam yok. e yok evren yaşamla dolu olsa bile milyarlarca yaşam olsa dahi yine eşsiz. gitsinler aydan helyum 3 izotopu getirsinler her şey elektrikle çalışsın ama kömür yakılmasın, gidip astroidden maden çıkarsınlar ama buradaki madenlere dokunmasınlar…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s