the Martian – Marslı

Film hakkında bolca bilgi içerir, izlememiş olanlar okumak istemeyebilir.

Sonunda Mars’la ilgili adam akıllı, gayet de güzel bir film izleyeceğim, görsellere, bilime, kurguya doyup geleceğim ümidiyle gittiğim the Martian filmi bence tam bir hayal kırıklığı.

Eleştirime aslında önce şöyle başlamak istiyorum;

Ne brandaymış beh!

Şimdi devam edeyim.

Filmin o çok methedilen kitabını okumadım, o yüzden aslında hikaye nasıldı bilemiyorum, ancak baya bir hollywoodlaştırılmış olduğu her halükarda aşikar.

NASA’nın Mars’a gitmek için geliştridiği, bir çoğu gerçek ( ama holywoodlaştırılmış) aracı gereci vs’yi konuyla ilgiliyseniz az çok görüyorsunuz filmde. Zaten Muhtemelen bolca gözler önüne serilen Mars manzaraları da yıllar içinde elde edilen verilerden hazırlanmış olsa gerek. Ancak; uzun yıllardır bilinen ve Mars’ı ince bir tabaka gibi saran ( yeryer kalınlaşan ) buz tabakasına değinmemişler. Su ve Karbondioksit buzu karışımı vs. Öyle birşey yok filmde, ama nasılsa bolca oksijen kaynakları var.

Geride bıraktıkları Astronotun hayatta kalmak için patates yetiştirmesi de oldukça hoş bir espri, belki biraz mantıklı da.  Ancak insan dışkısıyla da karıştırsan Mars toprağı çok zehirli. Neyse yine de ben buralarına takılmadım.

Mars arabasından başlayalım. Mars için tasarlanan orjinal araç bu:

Bu araç gerçekten Mars görevi için tasarlandı, yani dünya üzerinde bu araç var ve test ediliyor. 2020 ya da 2030 yılı görevleri için aşağı yukarı bu ya da buna çok yakın bir araç kullanılacak.

Bu aracı özel kılan şeylerden birisi de içinde astronotla 2 hafta kadar yaşayabiliyor. Kapısı da öyle filmdeki gibi “aç kapa, tısst tısst basınç düzenlendi” havasında değil. Çünkü Mars’da toz çok büyük bir sorun. Öyle bir sorun ki, öyle prometheus filmindekine benzer bir kıyafet giyip, artis artis dolaşmaya imkan vermiyor. Arabanın içine de öyle spor arabaya biner gibi binemiyorsunuz.
Mars tozu o kadar ince ki, hem de sigara dumanı kadar ince. Yani yalıtmak çok güç, sigara dumanı kadar ince olan Mars tozu oldukça da zehirlidir. Bu nedenle gerçek araca girmek için elbisenizi dışarıda çıkarıyorsunuz. ( Nasıl oluyo yaa diyenler, biraz belgesel izlesinler )

Filmdeki araç da bu:

Daha yakışıklı bir araç olduğu kesin. Ancak yukarıda belirttiğim neden yüzünden ona öyle kolaylıkla inilip binilemez. Tepesine de filmdeki gibi bir delik açılıp ne yediği belirsiz, nedensiz bir balon ekleyip ( güya oksijen meselesini hallediyor ) öyle laylaylom gezemezsiniz.

Bu arada tüm film boyunca öyle bol bolaman kullandığı oksijen meselesini nasıl hallediyor ki? Oraya hiç değinmemiş. Su elde etmek için kalan yakıt artığından elde ettiği Hidrojeni kullanıyor. Hidrojeni yakınca su buharı elde ediyorsun tamam da, baba o oksijen nereden geliyor? sıfırdan Oksijen yapma makinesi mi var? Üstelik bitkiler de oksijen tüketiyor. Sadece üretmiyor. E Mars suyuna da değinmemişler ( Mars’da su varlığı kesin olarak 2007’den beri biliniyor, konu hakkında o yıllarda yazdığım yazı: https://sosyalmekan.wordpress.com/2007/06/10/marsta-su-bulundu-en-sonunda/ | bugünlerde keşfedilen şey akarsu varlığı ) Su yoksa, Oksijen nereden geliyor? HAB’ı patlatıp, tamir ettiğinde de hoop bir yerden oksijen basıyor kocaman alana. Bitkileri sulamak için yaktığı hidrojen kendi nefesinden yiyor astronotumuzun.

Enerji meselesi de sıkıntılı, üs ve araçlar sadece güneş enerjisine bağımlı gözüküyor. Ama bir yerden hoop, nükleer bir atık çıkartıyor. Daha önce kullanmışlar çünkü ama şimdi kullanmıyorlar. Niye? Belirsiz.

Bugün Curiosity araştırma robotu Mars üzerinde Nükleer güç ile ilerler ve araştırma yaparken, filmdeki araba Güneş enerjisiyle çalışıyor. Arabayı saatlerce Şarj etmek gerekiyor vs.

Peki bu bu nükleer pil atığı, tüm radyoaktivitesine rağmen ne işe yarıyor filmde?Sıkı durun, astronotumuz bunu Mars arabasının yaşam bölümünde soba olarak kullanıyor! Ğöh!

Çünkü bu nükleer atık, hala aktif ve ısı yayıyor, Astronotumuz da donmamak için gece bu arkadaşı yanına alıyor. Radyasyondan bahseden yok.
Ulan zaten Mars’dasın ve zaten yüksek doza yakın bir radyasyonu doğal olarak alıyorsun. bir de aracın içine soba niyetine ( muhtemelen Radyum ) nükleer batarya mı alıyorsun. Bir de utanmadan Donna Summer’ın Hot Stuff şarkısını fon müziğine eklemişler. ( bazı moron Amerikalılar’a moron espriler zincirinin halkalarından biri ) Herifin canı burnunda olması gerekirken, bir de disko müzikle omuz silkiyor. off dağlar off.

Adam o kadar Amerika’lı ki, Mars’da bile eğleniyor.

Ayrıca Curiosity’e hiç değinilmemiş.

Neyse adım adım örüyoruz, absürdlükleri. Daha neler var da yaz yaz bitmez. Belli başlıları yazıyorum.

Ah o branda yok mu? Uzay brandası her halde.
HAB ( yani Mars’da yaşadıkları yer, ev felan, Mars yurdu ) patlıyayınca yalıtmak için adam bildiğin sera muşambası kullanıyor. Onu da koli bandıyla yapıştırıp, kenarlarını kemerle sıkıyor. Müthiş.
Bu arada HAB’ın patlamasını sağlayan şey ise muhtemel bir mikro meteroid. HAB’ı baştan Mars toprağı ile yalıtmıyorsunuz, ya da ne bilim o muhteşem uzay brandasıyla baştan kaplamıyorsunuz. Sonra patlıyor.

Üstelik prometheus filmindeki gibi, gerçek mars parçacıklı enfes dehşetlikte deli fırtınalar atlatıyor bu HAB ama meteroid onu patlatıyor.
Ancak uzay serası muşambası “branda” ise herşeye dayanıyor. O müthiş bi teknoloji. Branda varsa sorun yok pampa!

Hatta inanır mısınız, filmin sonuna doğru kaçış kapsülünü de brandayla örtüyorlar. Ulan ne brandaymış! ( bi kere daha dedim evet! )

Bu sırada yer merkezi de kurtarma çalışmaları yapıyor vs. Öyle salak salak birbirlerine bakıyorlar. Mars’a ekip göndermişler ama bir acil durum senaryonuz, bri kurtarma görevi ne bilim bir plan yok. Öyle, acımaklı gözlerle birbirlerine bakıyolar. Planı acil durum oluştuğunda sıfırdan yaratmaya çalışıyorlar. Yani en temel öğeler bile yok ellerinde filme göre. O kadar feci haldeler. Ellerinde bir tane hazırımsı roket var, onu da fırlatma esnasında patlatıyorlar. Mallar yani.
Sonra bunun yerine fellik fellik roket felan arıyorlar. Ulan siz NASA’sınız. Yok mu elinizin altında ne bilim, trident, titan olmadı satürn roketi felan. Filmde öyle roketin hazırlanması kaç gün sürer vs kasıyorsunuz. Hani hazırda sisteminiz yok diyelim. İsteyin Ruslardan!

Bingo!

İşte filmin zırt dediği esas yere geldik.
Film’de Rusların esamesi okunmuyor! Görev uluslar arası Mars görevi ama oradaki uzay şekeri ile uzay lavabosu açıcı uzay kimyasalından bomba yapan Alman hariç herkes ımmevrikın.

Yani koskoca Uzay devi Rusya bu yüksek bütceli, iddialara göre süper bilimsel filmde yok sayılıyor!

Ulan günümüzde, uzaydaki hemen heryere Rus roketleriyle gidip geliyorsunuz. Siz NASA’sınız. Rusya ve Amerika, Kazakistan’a oradaki kozmodromu kullanmak için para ödüyor. Günümüzde dünyanın yörüngesinde dönen ISS’i ( Uluslararası Uzay İstasyonu’nu ) işlevsel tutabilmek için %90 oranında Rus Soyuz kapsüllerine ve roketlerine muhtaçsınız. Cayır cayır da kullanıyorsunuz. Ayrıca ISS’in model alındığı teknoloji 80’lerden itibaren 15 yıl hizmet verip sonra dünya atmosferinde yakılarak yok edilen efsanevi uzay istasyonu MIR’e dayanır. Safi Rus mühendisliği.

Ama filmin geçtiği evende Ruslar yok. hı hı peki.

Ayrıca, Pathfinder’dan, Spirit/Opportunity ve Curiosity’e kadar tekerlekli tüm NASA Mars araştırma robotları Rus mühendisliğine dayanır. Ruslar’ın Ay’a indirdikleri şu robotun teknolojisine dayanır:

lunar3

Ayrıca bu robotları yapan mühendisler, Komunist Rusya çöküp de demir perde aralandığında hoop anında NASA’ya transfer edilmişlerdir.

( bu robotcağızın bire bir boyutta ve özellikteki replikasının fotorğafını NASA’nın İstanbul’da açtığı sergisine gidip kendim çekmiştim, küçükten beridir hayranıyım çünkü, yazıda kullandığım bu fotoğraf da işte o çektiğim fotoğraf, konuyla ilgili yazım da şu: https://sosyalmekan.wordpress.com/2012/10/01/nasa-a-human-adventure/  )

Herşeyi geçtim, Yuri Gagarin’i 1961 yılında Ruslar yörüngeye oturtmamış ve sağ salim geri getirmemiş olsaydı, Amerikalılar oy aha kapitalizm yeniliyor, oy sistem elden gidiyor göt korkusuyla Ay’a çıkmaya kasarlar mıydı? Hiç de bi skim yapmazlardı. Mars felan hikaye olurdu.

Londra’yı V2 füzeleriyle bombalayarak, dünyada ilk defa bir ülkeyi füzelerle bombalanmasını sağlayan ve roket çağını açan Nazi subayı Werner von Braun’da ellelerinde olmasına rağmen Amerikalılar doğru dürüst roket motoru geliştiremezlerken, o yıllarda Ruslar Sergei Korolev sayesinde Mars’a ekipman taşıyacak roket teknolojisine sahipti. Yıl 60’lar.

Filmin geçtiği yakın gelecekte ise ( muhtemel 2030’lar) tüm bunlara rağmen Rus’ların adı bile geçmiyor.

Gidip Çin’den yardım istiyorlar :) ulan Çinlilerin ki de Rus teknolojisinin kopyası.

Ama Amerikalılar o sahnede ne yapıyor? Gidip yardım teklif eden ve hazırda roketleri olduğunu söyleyen Çinliler’e patronluk yapmaya gidiyorlar.

Bir sahnede, “biz bunu Apollo 9’dan beri böyle yapmamıştık” diyor :)

Yani diyorlar ki güya, Rus teknolojisi değil kopyalanan,60’lardan kalma Amerikan Apollo görevleri teknolojisi. Aferdersiniz ama Hasktirin oradan. Bir de ekliyor, bunu bunu şöyle şöyle yapacaksınız diye, Çinli Mühendise iş öğretiyor Amerikalı Mühendis.
Ulan insan gibi o kişinin de sizinle aynı bilgiye sahip, sizin kıçınızı kurtaran yardımı yapan, roket yapmış bir mühendis olduğu vurgusunu yapsanıza. Size denk olduğunu göstersenize. Göstermezler. Adamlar koskoca Rusyayı yok sayıyor. peheyy.

Sonra çalıştığı kurumun müdürünü tanımayan bir eleman bir çözümle geliyor. Çözüm de zaten biliyor olmaları gereken birşey. Onu da morona anlatır gibi anlatıyor. Kurum müdürünü de konu mankeni olarak kullanıyor. Amerikalılar çok rahat adamlar yeaavv dedirtecekler güya bize.

Sonra çocuğun dediğini yapıyorlar. Geri dönüş yolunun yarısını geçmiş olan ekibe, ya siz inmeyin şimdi, çünkü arkada bıraktığınız arkadaşınız ölmemiş, dünyayı sapan gibi kullanıp, çinliliere öğrettiğimiz taktikle yollanılan malzemeyi alın da gidin arkadaşınızı kurtarın deniliyor. ( malzeme de bildiğin kamyonla yük boşaltır gibi geliyor uzay aracına, astronot araca bildiğin gel gel sağ yap topla gel yapıyor, büyük rezillik)

Ulan hiç mi SpaceX’in kargo robotunun ISS’e bağlanmasını izlemediniz ( Bu arada SpaceX de yok sayılıyor )

Neyse bunlar gidiyolar abi. Şekerden patlayıcı yapıp, Mars’da frenleme manevrasıyla elemanı yakalamak için yaklaşıyolar.

Kurtarılacak Astronot da, Mars’ın yörüngesine çıkabilmek için orada hazırda bekleyen bir aracı hafifletip ( muşambaya sarıp, yani uzay brandası pardon :D) yukarı çıkacak… hopbalaaa…

o araç nerden çıktı yaa. ulan bir buçuk senedir, kendi bokunda patates yetiştireceğine yörüngeye çıksaydın ya.

Yörüngedeki elemanlara da dönüş yolunda 4. ayda felan söylüyorlar arkadaşınız yaşıyor diye.

En baştan söyleseydiniz eleman yaşıyor, oradaki hazır yer aracıyla kendini muşambaya sarıp uzaya fırlatcak gidip alın diye.

Ulan eleman kendini ameliyat edip, az dinlenene kadar siz Mars’a geri dönüş manevrası yapardınız.Mars’ın yörüngesine girmeden yine kurtarma operasyonu düzenleyip, en fazla bir ay kaybederek. Evinize 6 Ay’da değil de 7 Ay’da dönerdiniz. Riskler yine aynı olurdu, belkide daha az. Bir buçuk sene Uzayda debeleneceğinize? Üstelik yok saydığınız Ruslar’ın da yardımıyla, yarı yolda size erzak ulaştırılır. Rap rahat dönerdiniz evinize.

Ama yoo, o muşamba sarılacak hacı. Muşamba şart ;)

heh işte bu filmi bir de 3D yapmışlar. Gerisini siz düşünün.
Ben gittim, siz gitmeyin. Çok merak ederseniz daha nice saçmalıklarla dolu bu filmi torrentten izlersiniz ;) NASA’nın  bence çok değerli gerçek çalışanları bu filme nasıl isyan etmemiş şaşıyorum.

Film hakkında tek olumlu şeyim şu, Matt Damon hakikaten birinci sınıf bir oyuncu. Hakkını vermiş.

Gerisi için bir tek şunu söylemek kalıyor, bu zamana kadar Uzay çalışmaları için emek vermiş, özellikle Mars araştırmaları için çabalamış, Amerikalı, Rus, Avrupalı, Asyalı bir çok bilim insanına ve araştırmalarına küfür gibi bir film olmuş.

Mars ve Uzay hakkında böyle derin birikime sahip bir ülke nasıl böyle bir film çekmiş anlayamıyorum.

2000 yılı yapımı, Red Planet filmi bence daha samimi ve gerçekci bir çok yönüyle. O filmde de Val Kilmer kendini uzaya, Mars’dan örnek getirmek için tasarlanmış bir antika araçla fırlatıyordu ( bu filmin neredeyse aynısı aslında). Ama o araç bir Rus aracıydı ;) herneyse, çok Rus hayranı gibi göründüm ( kesinlikle değilim ) ancak yiğidi öldür ama hakkını ver demişler. Nacizane çabam bu.

Bu kadar çok veriye, böyle kuvvetli kadroya, Ridley Scott ancak bu kadar boktan bir film çekebilirdi. Bu da bir meziyet sanırım.

Bravo.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s