Kardaşev Kademeleri ve Filtreler

Sovyet astronom Nikolay Kardaşev; Yaşam barındıran gezegenlerdeki olası zeki yaşam biçimlerinden, Galaktik boyutalarda genişlemiş  medeniyetlerin seviyelerini sınıflandırmak adına, 3 kademeli bir derecelendirme sistemi önermiştir.

Medeniyetlerin enerji gereksinimi ve kullanımından yola çıkarak hazırlanan bu derecelendirme sistemini özetlersek:

Tip 1 uygarlık: Kendi gezegeninin kaynaklarını en verimli şekilde kullanan ve onlara tam anlamıyla hakim bir uygarlık.

Tip 2 uygarlık: Kendi güneşini ve güneş sisteminin kaynaklarını enerji kaynağı olarak kullanabilir, gezegenler arası yolculuklar yapabilir. Kendi güneş sistemi üzerinde tam hakim bir uygarlıktır. Bu uygarlığın izlerini uzayda Dyson küresi arayarak da sürebiliriz.

Tip 3 uygarlık: Tüm galaksiye hakim, onu yöneten, enerji kaynağı olarak kullanabilen ve galaksiler arası yolculuk yapabilen bir uygarlıktır.

MainGalaxy

Miçio Kaku’ya göre bu kademelerden 1. Kademeye ulaşmamız insanlık olarak 100-200 yıl alacaktır. 2. Kademe için bir kaç bin yıl ve 3. Kademe için ise 100.000 ile milyon(larca) yıl arasında bir zaman dilimi gerekecektir.

Dünyamız, Carl Sagan’ın 1973’de ki hesaplamalarına göre on bin küsür Tera Watt saatlik harcama ile Kardaşev kademelerinde 0,7 seviyesinde bir yerlerde.

Bugün belki 0,8 seviyesine ulaşmış olabiliriz diye düşünüyorum. 2012’deki ortalama enerji kullanımımız, yaklaşık 18.000 Tera Watt Saat seviyesinde.

İşte burada ayrıldığım nokta var,o da dünyayı tek bir medeniyet olarak göremeyişimden kaynaklanıyor.

Medeniyet tarifi elbette göreceli bir kavram. Enerji kullanımı ve hatta sömürülmesi yalın bir medeniyet sembolü olarak görülebilir mi orası tartışılır.

Ancak diyelim ki enerji kullanımının yoğunluğu, medeniyet seviyesini belirleyen en önemli etken olsun. O zaman işte yine dünyayı tek bir medeniyet olarak görememe kısmına geliyoruz.

Burada yazının ütopik/distopik kısmı başlıyor:

Bugünlerde en çok enerji üreten ve tüketen özellikle 3 büyük ülke, bu kademelerde üst sıralarda yer alarak dünyanın diğer ülkelerinden ve topluluklarından ayrılıyor.

Elbette Amerika, Çin ve Rusya’dan bahsediyorum.

Avrupa topluluğu ve Hindistan hemen arkadan gelen iki büyük güç. Ancak buradaki fikir yürütmemde, bence Kardaşev kademelerinde geride kalan ülkelerin arasıda kalarak ortalamayı yükseltmekten başka bir görevleri yok şimdilik. Devam edelim.

Bence Amerika, Çin ve Rusya Kardaşev kademelerinde 0,8-0,9 seviyelerindeler. Bunu sadece dünyanın geri kalanından daha fazla enerji üretip tükettikleri için değil, aynı zamanda teknolojik olarak ve bu teknolojileri kullanış biçimleri açısından da dünyanın geri kalanından farklılar.

Kardaşev kademelerinin arsındaki geçiş çok keskin değil, aksine belli belirsizdir. 0,8 ile 1,1. seviye arasında aslında çok büyük farklar yok. Şöyle açıklamak gerek:

Amerika’da çok büyük bir açlık ve enerji sıkıntısı yok. Rusya ve Çinde ise açlık ve enerji sıkıntısı arada kendini hissettirebiliyor. Buna karşılık Avrupa’da enerji ve açlık sıkıntısı yaşanmazken Hindistanda açlık ve enerji büyük sorun. Ancak daha önce belirttiğim gibi bu iki medeniyet benim belirlemeye çalıştığım dünya içi kardeşev kademelendirmesinde gerilerde.

Tip 1. uygarlık tanımına baktığımızda, özellikle Amerika’nın bu tanıma daha da yaklaştığını görebiliyoruz. 1969’da Ay’a çıkılmasından itibaren başka gezegenleri kolonileştirmeyi düşünür olduk. Henüz başlamasa bile bunun için verilen tarih 2020-2030.

Amerika, 1970’lerin başından itibaren Ay görevlerini askıya almış ve Mars’a yönelmiştir.

Ayrıca Voyager ve Pioneer sondaları ile güneş sistemimizin sınırlarını aşmış bulunmaktalar.

Daha eskilere gidersek Wright kardeşlerin, Amerika’da başardığı dünyanın ilk motorlu uçuşunu gerçekleştirmesi havacılık sektörünü doğurdu.

Tomas Edison’un ticarileştirmeyi başardığı ampul sayesinde dünya enerji kullanımı arttı, şekillendi ve çeşitlendi.

Nikola Tesla’nın sayesinde modern elektroniğin temelleri atıldı. Özellikle elektriğin AC akım ile kullanılmaya başlanması dünya genelinde elektrik enerjisinin verimli bir şekilde iletilmesini ve de kullanımının yaygınlaşmasını sağladı.

40’lı yıllarda geliştirilen transistör ile bilgi işlem çağı doğmuş oldu. Yine 40’larda atom çağına girdik. Daha doğrusu Amerika bu çağa herkesten önce girdi. Bu gelişmeleri herkesten, tüm topluluklardan önce yaşadı.

Bir şekilde dünyanın tüm bilgilerini cazibesiyle kendine çeken Amerika adeta bir filtre gibi.

Günümüzde ise sivil uzay yolculuklarının çeşitli şirketlerce ticarete döküldüğü yer.

Ayrıca göktaşlarında maden aramanın kanunlaştığı, ilgili şirketlerin de kurulduğu ilk ülke.

insanlık olarak, zaten gezegenimizin kaynaklarını kullanıyoruz. Amerika en çok petrol üreten ve tüketen ülke ( evet ortadoğudan bile daha fazla petrol üretiyor)

Amerika güneş enerjisi kullanımında ve de verimliliğini arttırma yolunda dünya liderliğine koşarken, rüzgar enerjisi üretiminde ise dünya lideri.

Amerika Dünyamızın, çekirdek ısısı, depremreleri ve yıldırımlarını da kontrol etmeye onları kullanmaya başladığında muhtemelen Kardaşev kademelerinde 1. dereceye erişmiş olacaktır. Tabii ki bu sırada Muhtemelen Mars’ı ve Ay’ı da kolonileştirmiş olması da muhtemel olacaktır.

Titan, Ganimede, Europa uydularında ve Venüste’de birer kalıcı araştırma merkezi kurabilmeleri olası.

Jüpiter, Satürn ve Netptün’ün enerjisini kullanmaya da çabalayacaktır. Elbette irili ufaklı bir çok şirket ise asteroid kuşağındaki bir çok madeni işlemeye ve bence geçişi binlerce yıl sürmeyecek 2. kademeye yol açacaklardır.

Rusya ve Çin’de Ay’a araç göndermeyi başarmış iki ülke. Ürettikleri enerjiler ise yine diğer dünya ülkelerinden uzak ara önde. Rusya başarılı uzay istasyonları kurmuş. Amerika Ay’a insan göndermeden bile önce Mars’a kadar ulaşabilecek roketler geliştirmiştir. Tabii Çin ve Rusya tüm bu gelişmiş iş gücü ve beyin gücünün önemli bir kısmını Amerikaya kaptırmaktadır.

Ancak Amerika masum bir ülke değil. İnsanlık aslında komple masum değil. Elektriği kullanmaya başladığımızda onun demosunu, iyi / kötü reklamını bir elektrikli sandalye icad ederek yaptık. Üretilen ilk süper bilgisayarlar, meteoroloji için değil, savaş taktikleri üretmek / çözmek içindi. Atomu parçaladığımızda bunu önce enerji üretmek için değil, şehirleri haritadan silmek için kullandık. Tabii bunlar da Amerikan çıkışlı şeyler.

Peki, Kardaşev kademelerinde tip 1 uygarlığa erişecek Amerika bunu da silah olarak kullanır mı?

Bence kullanır. Hem de bunu o melek taklidini çok iyi yaparak kullanır.

Asteroidlerin ticari madenler olarak kullanılmasından bahsetmiştim. Bu en basit deyimiyle aslında çok güzel silah olabilecek bir yapı.

Kafanı bozan bir ülkeye artık, öyle nükleer bomba yağdıramazsın. Topyekün savaşlar da çok pahalı. Hem dünya ekonomisini bozuyor, hem de savaş açan ülkenin repütasyonu kötü gözüküyor. İç savaş çıkarsan da bir yere kadar. Bilgi çağı sayesinde, insanlık daha kolay organize olup bazı hesapların ipliğini çok daha kolay pazara çıkarabiliyorlar. Peki bunun daha kârlı bir yöntemi olamaz mı?

Hem de en temel süikast tekniği ile. Kaza süsü vererek.

Asteroid madenciliğinde, çıkartılan madenlerin dünyaya ulaştırılması aşılması gereken bir sorun. Çıkartılan maden asteroidin çevresindeki bri uzay üssünde mi işlenecek ve yarı mamül hale gelecek, yoksa kullanılacağı ürün tamamen uzayda mı yapılacak halen belli değil. Ayda üretilen cep telefonları felan düşünün. Tüm malzeme, Ay’dan ve diğer asteroidlerden sağlanmış felan.

Tabii bunun için en olası senaryo, işlenecek madenin Dünya’ya yakın bir yörüngeye çekilmesi / sürüklenmesinin gerekliliği ya da buna benzer bir önerme.

s78_27139

Hah işte bu senaryo dünyadaki madenlerin artık rahat bırakılacağı anlamına da geliyor, geriye kalan boş kovanın ( yani madenleri sömürülmüş asteroidin) geriye nasıl kullanılabileceği sorusunu da doğuruyor.

Süper bilgisayarlarla yapılan ince  hesaplamalar ile çeşitli parçalara bölünmüş bu asteroid madeni artığı, düşme açısı ve çarpma şiddetinin en hassas bir şekilde ayarlanacağı yörüngeye oturtulur. Sonra istenilen ülkenin, istenilen şehrine düşürülür. Tonlarca kayayı, havada kim vurabilir ya da durdurabilir? Üstelik ince hesaplanmış, parça büyüklükleri ve düşme açılarıyla, sadece istenilen alan kadar da yıkım sağlanabilir.

Uzay savaşları mı çıkar. Göktaşı savaşları mı çıkar orası bilinmez.

İşte filtreleme kısmı buradan geliyor. Aslında bu asenkron gelişen ülkelerin gelişememiş ülkelere atacağı resetin matematiksel kaçınılmazlığı.

Kendimizi belki nükleer bir savaş ile yok etmedik ama önümüzde daha çok filtreler var.

İşte belki de bizi tespit etmiş olması muhtemel 1. seviye ya da üzeri uzaylı medeniyetlerin, henüz bizimle iletişime geçmemiş olması da bu yüzden. yani aslında galaktik tımarhane gibi burası. delilerin kimi ağır silahlı. bulaşmadan uzaktan izlemek en iyisi ;) bırak birbirlerini yesinler. en son hayatta kalan ile “belki” iletişime geçilebilinir. bu da o son kişinin mizacına bağlı.

Belki de onlar bizi tespit etmeden biz onları tespit etmişizdir?

Dyson küresi mi o?

dyson-sphere-artist-2

Geçtiğimiz yıl astronomlar KIC 8462852 kodlu bir yıldızın çevresindeki bir anormalliği keşfettiler. Bu yıldızdan hem acayip radyo sinyalleri geliyor hem de mesafesinde olması gerekliği parlaklıktan daha az şiddette bir yıldız idi. Genç bir yıldız olan KIC 8462852 ayrıca bir pulsar değildi. yani doğası gereği radyo dalgaları yaymıyor ve ölmüyordu. Peki bu sinyaller nereden geliyor ve yıldızın ışığını gölgeleyen, dalgalanmasına neden olan nedenler neydi?

Elbette bilim insanları bunun o yıldızın etrafındaki yoğun bir kuyruklu yıldız kümesi olduğunu düşündüler. bu bir teori. ancak bu radyo sinyallerini açıklamıyordu. bir diğer teori de tip 2 bir uygarlığın kendi yıldızlarının çevresine, o yıldızın enerjisini sömürecek bir dyson küresi inşaa ettikleri idi. bu hem ışığın perdelenmesini hem de radyo sinyallerini açıklayabiliyor. tabii bu şiddetle rededilen bir teori olsa bile, kuyruklu yıldız yoğunluğu teorisiyle aynı oranda olası.

üstelik radyo sinyali, biz bu anormalliği tespit ettiğimizden bir süre sonra yok oldu. sanki “eyvah gördüler” dermiş ve tüm radyo sinyallerini daha ihtiyatlı kullanır hale gelmişler gibiydi :) tabii bu işin esprisi.

Son olarak bu kademeler her aşamasında büyük filtrelerle dolu. muhtemelen bu filtrelerin nicesini aşan ve bize müdahale etmeden uzaktan, bizim de onların geçtiği yoldan geçişimizi izleyen medeniyet vardır. bu da bir iletişim ve anlaşma şekli bence. hangi aşamada ne haldeyiz. bunu sergiliyoruz. belki de bir gün aşamaların birinde gerçekten iletişim kurmaya değer bir medeniyete evrileceğiz. belki biz birilerini görüp merhaba diyecek ve karşılığında; da uzun süredir bu merhabanızı bekliyorduk. hoş geldiniz diye cevap alacağız.

Kim bilir belki de hiç bir zaman o günleri göremeyip evrenin matematiksel olarak sonlu olsa bile, mantık olarak sonsuz sayılabilecek dehlizlerinin birinde, duyulmaya, görülmeye tenezzül bile edilinmeden yok olup gideceğiz.

serii yaşadığımız gelecek elimizde. seçmek bize kalmış.

O yüzden bir an önce temiz enerji kaynaklarını en verimli şekilde kullanmaya yönelmeli. toplumsal bilinç yaratılmaya çalışmalı. evrensel ahlak yapısı oluşturulmaya çabalanmalı. yolu açılmalı. enerji bir ticari ürün olarak değil. tüm insanlığın gelişimi için kullanılan bir araç olmalı. işte o zaman belki bu bakış açısı ile evrenimizi daha farklı görür ve görülürüz.

https://en.wikipedia.org/wiki/Kardashev_scale
https://en.wikipedia.org/wiki/KIC_8462852
https://en.wikipedia.org/wiki/Dyson_sphere
https://en.wikipedia.org/wiki/Asteroid_mining

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s