Marka Algısı ve Emek Değer Meselesi

Uzun süredir dikkatimi çeken ve bir türlü toparlayıp hakkında yazamadığım bir durum bu aslında.

Anlatmak istediğim, Markalar mı yoksa üzerinde Emek harcanmış şeyler mi daha çok dikkat çekiyor?

Kendimce bir kaç tespitte bulundum ve bunu kısaca yazmak istedim.

Aşağıda görülen Ay fotoğrafını ben çektim. Bu kareyi yakalamak için aşağı-yukarı
15-20 dk uğraştım. Yaklaşık 40 yaşındaki 300mm’lik bir lensle, netliği elle ayarlamaya çalışarak bu kareyi yakaladım. Zamanın çoğunu bu aldı zaten. Ay da hareket ediyor haliyle ve doğal olarak  tripodun konumunu da bu harekete göre devamlı ayarlamak zorundaydım.
Ayrıca pozlamayı ve ışık ayarını da manuel olarak yaptım. Çoğunlukla makinemi böyle kullanırım. Zevk meselesi. Ay güzel görünüyordu, uğraşıp bir fotoğrafını çekeyim dedim. Sonra da bu fotoğrafı Instagram‘a ve Facebook‘a  yükledim.

_MG_5830

Güzellik subjektif bir kavram olduğu için, çektiğim fotoğraflar beğenilir-beğenilmez buna birşey diyemem. Kendim için fotoğraf çekiyor ve bana göre “aa bu güzel oldu” dediğimi de çeşitli mecralarda yayınlıyorum. O yüzden beğeni kısmı değil bu fotoğrafın bence nasıl algılanmış olabileceği önemli. Çünkü bana göre bir istatistik sağlıyor.

Bu istatistiği de “like”ları kullanarak edinmek durumundayım, karşılaştırmak için ise
yine benim çektiğim şu fotoğrafı kullanıyorum:
944985_10153427727263244_8484926260822757250_n

Görüldüğü üzere bu fotoğrafta ahşap zemin üzerinde duran, Starbucks markalı ortaboy bir karton kupa var.

Cep telefonum ile çektiğim bu sıradan fotoğraf için hiç bir özen göstermedim. Bu fotoğrafı çekmemin hiç bir özel anlamı da yok. Tıpkı bir yerde Checkin yapmanın çok büyük bir anlamı olmadığı gibi. Şurdayım şu kahveyi içiyorum demek için çektim. Saçma, tembel, can sıkıntısı barındıran ve her hangi bir sanatsal kaygı ya da üzerindeki markanın dışında değer taşımayan bir fotoğraf.

Üstelik fotoğrafı çektikten sonra da SnapSpeed’de açıp; ışığını, rengini, keskinliğini vs’yi kafama göre istediğim gibi oynadım ve yine öylesine instagram‘a yükledim.

Şimdi; ikisinin aldığı “like”lardan şunu görüyorum ki, üzerinde emek harcanmış olduğu belli olan fotoğrafım sanki sıradan bir şeymişçesine ilgi görüp an itibari ile “11 like” alırken, öylesine çekilmiş olan ve sadece ahşap bir zeminin kattığı sıcaklık ve kahve içmenin verdiği keyif ile birleşen Starbucks markalı karton fotoğrafım “21 like” almış durumda.

Tabii bu çıkarımı sadece bu iki fotoğraftan edinmedim, sadece bu durumu örnek olarak göstermek ve rahat anlatabilmek için araç olarak kullandım.

Orjinallik insan algısında aslında çok değer verilen bir şeymiş gibi sanılsa da bence hiçte öyle değil. Taklit bence daha önemli yer tutuyor. Maalesef gizli ya da açık taklitçiler daha fazla değer görüyor.

Anlatmak istediklerim bir “like” ve ilgi bağımlılığı olarak görülmemeli. Böyle bir beklenti içinde hiç olmadım. Hiç yarışmadım ve hayatta çekişmelere asla inanmam.

Anlatmak istediğime şöyle bir örnekle daha devam edeyim.

Tumblr kullanan ve benim gibi sadece kendi fotoğraflarını, tasarım ya da çizimlerini vs paylaşan amatörler muhtemelen çok iyi anlayacaklardır.

Yaşam tarzı blogları. Off nasıl bir kafadır hiç anlamam. Yani belirli bir dergiye ya da bir şirkete vs ait olanlardan bahsetmiyorum, bahsettiğim kişiler geri kalan ağırlıklı tumblr kullanıcıları. Sıradan insanlar.

Sıradan bir kullanıcı, sırf can sıkıntısından burada bir blog açıyor. İçeriğini ise sağdan soldan bulduğu, hoşuna giden görsellerle oluşturuyor. Vintage bir café, retro bir kıyafet ya da süper lüks bir araba…
Bunların hiçbirinin fotoğrafını o çekmemiş. Hiç birine sahip değil. Sadece orada olmayı, onlara sahip olmayı hayal ediyor ve bunu bloguna taşıyor. Hatta ve hatta, bakın ben bunları algılayabiliyorum demeye çalışıyor. Küpür biriktirmek gibi bişi.
Elbette en doğal hakkı ve her insan kendisi birşey üretemez. Herkesin hayalleri vardır ve çok da normaldir ki bu hayallerini dışa vurmak ister.

Ancak bu blogların bazıları öyle bir sosyal çevre oluşturmuş ki, sahibi olmadığı içerik ile efsane olmayı başarmış :) bravo.

Bunlar hiç de azımsanmayacak rakamlardaki bloglar. Üstelik övgüler ve yorumlar da alıyorlar: Bloguna bayılıyorum, harika bir zevkin var vs.

“Bu ne?” demekten kendimi alamıyorum. Elemanın ürettiği hiç birşey yok ve sadece internetten bulduğu lüks ev-araba fotoğrafı ile takipçi kazanıyor. imrenilecek bir başarı ama bana göre bir değer değil. Ancak içinde çok önemli bir veri barındırıyor bence.

İnsanların bir çoğu onlar özendirilene kadar gördüklerinin değerini anlayamıyorlar. 

Bunu da tumblr’da yayınladığım ve cep telefonum ile çektiğim şu fotoğafım ile örneklendireyim:

tumblr_o0a4v2prBY1qea87xo1_1280

Short brief of the winter (Kışın kısa bir özeti) ismini verdiğim bu fotoğraf için evimin az ilerisindeki üst geçide kadar yürüdüm.
Aslında böyle bir fotoğrafı o üst geçide ulaşana kadar yakalayabileceğimi düşünmüyordum. Bir metre civarındaki kar ve yer yer buzun üzerinde yürüyerek ulaştım. Pro-makinem de yanımdaydı ama donmuştu çalışmıyordu :) ben de cep telefonumla çektim. Anlık bir fotoğraf, çok da özenmedim. Sonrasında, rengini ve keskinliğini orjinalliğinden çok uzaklaştırmadan biraz oynadım.

Emin olun fotoğrafı çektiğim yer bundan daha dehşet görünüyordu. Bence şimdilik hiç bir kamera aslında gözümüzle gördüğümüz kadar etkili kareleri “anlık” olarak yakalayamaz. Herneyse. Bence çektiğim en güzel fotoğraflar arasında ilk 10’a girer :)

Bu fotoğrafım da tumblr’da yayınladığım diğer fotorğaflar gibi 3-5 beğeni sınırında geziniyordu. Derken Tumblr Türkiye ekibi tarafından beğenildi!
Esas curcuna o zaman başladı!

Ekip tarafından beğenilmesinin ardından kısa bir sürede yüzlerce beğeni ve re-blog aldı. An itibariyle de 1625 beğeni / re-blog sayısına sahip. Ömrümde gördüğüm rakamlar değil.

Peki bunun nedeni ne idi?

Az önce demiştim ki “İnsanların bir çoğu onlar özendirilene kadar gördüklerinin değerini anlayamıyorlar.” yani bir onay mercii tarafından tasdiklenen bu fotoğrafımı beğenmek artık “bir şey”di. Yani güzel olduğu tumblr tarafından tasdiklenmiş. Böylelikle gören kişi bunu beğendiğinde “acaba zevksiz” duruma düşe miyim hissine kapılmayacaktı. Üstelik bir çok kişi  öncesinde beğenmiş.

Tüm bu beğenilerin yanı sıra, fotoğrafım re-blog da edilmeye başlandı. Yani az önce değindiğim “ben bunu algılıyorum” kafasındaki tipler, kendi bloglarında yayınlamaya başladılar.

Tumblr’da bir fotoğraf re-blog edildiğinde kaynak link otomatik olarak o fotoğraf ile birlikte geziyor. Benim ismim de haliyle bunu paylaşan her blogda görülmekte.

Bazen insanlar re-blog ettikleri şeyler hakkında düşüncelerini de fotoğrafa ekleyebiliyorlar ama bu sadece kendi bloglarında çıkıyor vs. Sonra ondan da gören oluyor, blogluyor felan; ondan da bundan da şundan da derken, bir çok gözde kişi ve ekip tarafından tasdiklenmiş bu fotoğrafımın yayılması hızlanıyor…

Ufak bir kaç açıklama daha eklemek gerekirse:
Giresun’da bu kış çektiğim bu fotoğraftaki görülen kar, Sibirya üzerinden gelen soğuk hava dalgası sayesinde taşındı. Zaten özellikle Doğu Karadeniz’de Sibirya’dan gelen kar daha fazla tutar. Balkanlar’ın bu kadar büyük etkisi olmaz. Yani sahil kısmına bir metre kar bırakmaz.

İşte bu re-blog yapanlardan biri de kendi blogunda benim fotoğrafımın altına “Giresun bu kar yağışı için Balkanlar’a teşekkür ediyor” yazmış :)

Ee yazmış da ne olmuş?

Yani bu fotoğrafımın orjinalinde altında sadece ismi yazmasına rağmen, re-bloggerlardan bir tanesi kendi blogunda onun altına yanlış bir bilgi yazdığı için bana ulaşanlar oldu.

O yazıyı kimin yazdığını bile algılamıyorlar, bana ulaşıyorlar ama fotoğrafın kaynağına bakmıyorlar. O kadar tembeller :) ama her nasılsa haddimi bildirmeye çalışanlar, beni yanlışımdan kurtarmaya çalışanlar oldu. Yanlışı yapan ben değilim üstelik!
Güya Giresun’a nereden kar yağdığını bilemiyormuşum vs vs. Az önce de belirttiğim üzere biliyorum :)

Yani sonuç olarak, insanlar değer verecekleri şeyler için bazı onay mekanizmalarına ihtiyaç duyuyorlar çoğunlukla. Tıpkı kendisinden çok üstün donanımda ve çok daha ucuz fiyata sahip telefonlar olmasına rağmen iPhone kullanmanın daha “havalı” olması gibi bir durum.

Ya da başka açıdan başka bir örnek vermek gerekirse, bana devamlı hangi makineleri kullandığımın sorulması ve çoğunlukla “haa o makina bende olsa ben de öyle” çekerim denmesi gibi şeyler :) ancak ne yazık ki görüldüğü üzere en beğenilen fotoğraflarım hep cep telefonum ile çekilenler :) üstelik cep telefonum piyasadaki en ucuz akıllı telefonlardan. Bir iPhone  vs değil…

Son olarak beni sevindiren şey aldığı “like”lar değil, bence güzel olduğunu düşündüğüm fotoğrafların insanlara ulaşması ve belki de hiç bilemeyeceğim şekilde insanların kiminin olası negatifliklerden kurtarabileceği düşüncesi.

Makine ya da mekan hiç önemli değil. Biraz sanat, biraz emek, biraz yetenek…
Çokça o anı yakalamayı istemek.

Hepsi bu.

https://medium.com/@emrahserdaroglu/marka-alg%C4%B1s%C4%B1-ve-emek-de%C4%9Fer-meselesi-ad199752b3de#.egejykefw

Marka Algısı ve Emek Değer Meselesi” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s