Arrival

Bilim-kurgu terimine tam oturan bir film Arrival.

arrival-poster-russia

Bol detaylı anlatım olacaktır, izlememiş olanlar okumasın.

Film temel olarak, kuantum fiziği kapsamındaki tersine nedensellik teorisine dayanıyor.

Tersine nedensellik ilkesi basitçe, gelecekteki olayların geçmişi etkilemesi olarak açıklanabilir.

insanlar zamanı seri olarak algılarlar. yani zaman bir yöne doğru gider. başlangıç ile sonuç arasındaki geçen süreye, zaman deriz.

Zamanın ileriye doğru akışı Newton fiziğinde ( yani kabaca hayatımızdaki algıladığımız fizik) temel ilke olarak alınsa da, Kuantum fiziğinde zaman geriye doğru da akabiliyor.

İleriye doğru akan yani doğal hayatta algıladığımız zaman sürecini açıklamak için şu basit örneği de eklemek isterim.

Bizim şu anki konumumuzu geçmişteki hareketlerimiz belirliyor. Mesela ben sinemada bu filmi izledim ve filmi anlatma isteğim oluştu. Akabinde eve dönüp bilgisayarımı açıp, bloguma login olduktan sonra bu cümleleri yazmaya başladım.

Bunlar hep ardı ardına gelişen süreçler. Bu yazım da gelecekte başkalarını etkileyecek. Bu yazıyı okumuş ve okumamış insanların var olmasına neden olacaktır. vs. vs.

Tersine nedensellik teorisinde ise bu yazıyı yaşmış olmamdan etkilenen gelecek, benim bu yazıyı yazmamı ve hatta belki de daha öncesini de etkiliyor.

Şimdi filmi anlatmaya başlayabilirim.

Özellikle dil bilime merak duyanlar filmi beğeneceklerdir. Uzaylıların yazı dilini anlamaya çalışmaları aslında daha eğlenceli anlatılabilirdi ancak yine de güzel. Diğer fantastik bilim kurgu filmlerindeki gibi hoop al sana evrensel çeviri bilgisayarı babylon fish diye biri çıka gelmiyor.

Askeri hareketlilik dünya genelinde abartılmış, Çin ve Rusya çok vahşi gösterilmiş ama Amerika hep insani resmedilmiş. Elbette propaganda burada da sürecek, sonuçta Amerikan filmi izliyoruz. Michael Bay’ın filmlerinde göze soktuğu o kusturan Amerikan milliyetçiliği gibi  bir durum yok. Belli belirsiz.

Dil bilimcilerin Sanskritçe vs göndermeleri de yine de alttan alta İngilizce’nin de özünde dahil olduğu Hint-Avrupa dillerine bir selam durma idi. Evet bir Romance-Germanic dil olan İngilizce, Hint-Avrupa dillerinin Arapça’nın da bir kenardan dahil olduğu koluna aittir. Uzun konu.

Filmi biz çekseydik uzayıların dilini Ural-Altay dil ailesinden yola çıkarak çözmeye çalışmayacak mıydık?

Film içinde barındırdığı aile dramasını da bence çok başarılı bir şekilde konuya yedirmiş. Hatta o dramanın gerçekleşmesinin gerekliliğini ise filmin sonuna doğru daha da anlıyorsunuz. Romantik ya da aile dramasını çok dışa vuran bilim-kurgu filmlerini pek sevmem. Ancak bu öyle baymıyor. Ben bile tahammül edebildim.

ilk yarı oldukça yavaş ancak filme öyle bir konsantre oluyorsunuz ki, ilk yarı insana 10 dakika gibi geliyor. Bu etki de filmin zamanın doğasını işleyen kısmına beki de tesadüfi bir katkıda bulunmuş. izleyicisini anında sarıyor.

Film insanlığın daha yaşadığı çevreyi anlamamış olmasına, kendi içindeki çekişmelerine, savaşların anlamsızlığına, iletişimden kaçınıp, sorunları tartışarak değil kavga ederek çözme isteğimize. Öğrenmek, dinlemek, anlamaya çalışmak yerine hemen sonuca varmak isteyişimize bir çırpıda çok basitçe değinmiş.

arrival-trailer1-screen2

Zamanı paralel olarak algılayabilen, onu mekan gibi kullanarak içinde rahatça hareket edebilen bu uzaylılar. İnsanlara anlaşmanın yolunu hediye etmeye geliyorlar. Birbirimizi daha iyi anlamamızı sağlayacak bir dil verirlerken aynı zamanda doğayı, zamanı ve mekanı da algılayış biçimimizi değiştirecek bir dil de hediye ediyorlar. Bu yüzden kendi dillerine “silah” ve aynı zamanda “geçit” yani barışa kardeşliğe anlaşmaya açılan geçit anlamında bir isim diyorlar.

Yani uzaylıların dilleri cehalete ve yanlış anlaşılmaya karşı bir silah ve bilgeliğe açılan bir kapı.

İnsanlar bu dili öğrenmek için filmde uzaylılara önce kendi dillerini öğretmeyi amaçlıyorlar. Aslında sonradan anlaşılıyor ki uzaylılar zamanı ve bir sürecin gelişimini bizim gibi algılamadıkları için yani tüm bu süreci bildikleri için şunu görüyoruz.

Uzaylılar biz onlara dilimizi öğretmeye çalışırken aslında onlar bize kendi dillerini öğretiyor ve bizim onları anlamaya başlama sürecimizi gözlüyorlar.

filmin kurgusu içindeki “flash-back”lerin aslında birer “vision” olması ya da serii akan zamanda paralel işleyen bir planın gerekliliğini bize bir şekilde yansıtmayı başarıyor.

Bence bu türdeki filmlerin daha da artması gerekir. Yeni bir düşünce tarzı insanlara aşılayabilir. Aslında yeni değil, zaten hep varolması gereken bir düşünce tarzı. Toplu bir uyanış.

Son olarak bu filme vurdu kırdı, patlama çatlama, lazer silahları, enerji kalkanları görmek için gitmeyin. Bu daha çok drama-belgesel tarzında bir film.

Bol vurdu kırdılı, sürükleyici bir görsel şölen için Aralık ayındaki Rogue One’ı kaçırmamanızı söylerim, şahsen onu da sabırsızlıkla bekliyorum :) Ne de olsa bir Star Wars hikayesi!

Arrival bence 10 üzerinden 7.5’i hakediyor. İzleyin ve izletin. Ancak bu yoldan giden daha doyurucu filmlerin gelemesini de ummuyor değilim. İyi seyirler.

https://en.wikipedia.org/wiki/Arrival_(film)
http://www.imdb.com/title/tt2543164/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s