Ghost in the Shell

07494f09097ac9649752b76bf76bcebf

Cyberpunk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Ghost in the Shell, ilk olarak 1989 yılında Japonya’da bir Manga serisi olarak hayat buldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

90’ların ortalarına doğru ise Japon – İngiliz ortak yapımı ilk anime filmi gösterime girdi.
Geniş kitleler tarafından tanınması ise 2000’li yılların başında hayranlarıyla buluşan anime serisi ile gerçekleşti.

gist-cover

Ghost in the Shell, insanı insan yapan nedir sorusuna kendince bir cevap arıyor. Vücudumuzun ne kadarını değiştirirsek hala insan kalırız. “Ruh nedir? Bilinç ruh mudur?” gibi sorulara cevap arıyor. İnsanlar sibernetik organizmalara dönüşmeye başladıklarında hala insan sayılırlar mı?

Sadece vücudun sibernetikleştirilmesi değil, hafızalarımıza ve kişiliğimize yapılabilecek dijital müdahaleler yüzünden canlı organizmaya da sahip bir makine yine de insan sayılır mı, yoksa bizi biz yapan ve “ruh” olarak sandığımız şey aslında anılarımızın bir derlemesi mi?

Gerçeklik nedir?

En temelde sorguladığı bu kavramları bir polisiye hikaye ile harmanlayan Ghost in the Shell, türün meraklılarını kendine bu şekilde bağlıyor.

Her ne kadar Cyberpunk, steampunk vs sevsem de ben bu tarz animeleri izlemeyi Voltron, Laserion zamanında bıraktım :) yine de fikir sahibi olmak iyi birşey bence.

Gel gelelim Ghost in the Shell’in günümüzdeki sinema uyarlamasına.

Anime halini soluksuz takip etmiş bir iki arkadaşımdan filmi beğenmedikleri yorumunu aldığımı en başta belirteyim.
Ancak bu benim için geçerli olmadı. Filmi sıkılmadan izledim ve oldukça beğendim. Bunda Ghost in the Shell’i onlar kadar sıkı takip etmemiş olmamın etkisi büyük sanıyorum.

Film gösterime girmeden alevlenen bir tartışma da “white washing” olayı. Yani orjinal hikayede Asyalı olan karakterlerin, beyaz perdeye Avrupalı olarak  yansıtılması.

Hikayeyi yaratan adam ben ana karakterleri en başta Japon olarak tasarlamamıştım ki size ne oluyor demiş. Gerçi haklı da, zaten filmi izlediğinizde anlıyorsunuz neyin neden olduğunu. Dış görünüş aslında önemli değil. Bedenimiz aslında bizim kabuğumuz. Şu anki varlığımız organik bir makine içinde varolan bir ruh, “Ghost in the Shell” filmine göre olay bundan ibaret. (Kabuktaki Hayalet)

Ayrıca yapımcılar tüm ana karakterlerin Asyalı olması filmin izlenirliğini düşürürdü diye de eklemeden edememişler. Ticari kaygılar da yok değil.

Ben de filmi izlemeden önce Scarlett Johansson’un oynadığı ana karakteri, O’nun yerine kesinlikle Rinko Kikuçi oynamalıydı diye düşünüyordum. Ancak belirttiğim üzere Johansson’un oynamasında bir sakınca yokmuş cidden.

Neyse devam edelim;

Ghost in the Shell neymiş diye ilk defa duyup, Cyberpunk vs nedir bilmeden, sadece gideyim de bir bilim kurgu izleyeyim diye bu filme gidecek olanların karşılaşacağı manzara şu:

Bladerunner evreninde ki atmosfer ile Johnny Mnemonic teknolojisi harmanlanmış bir yapım gibi gelebilir ( tabii o filmleri izledilerse)

hatta kimi aa metriks çakması lan bu bile diyebilir, cehalettendir, bakmayın siz onlara.

Devamı geleceğini düşündüğüm ve de umduğum Ghost in the Shell, sinemada izlemelik güzel bir seyirlik. İzleyin ve izletin.

https://en.wikipedia.org/wiki/Ghost_in_the_Shell

http://cdn.halcyonrealms.com/animation/ghost-shell-genga-collection-art-book-review/

https://en.wikipedia.org/wiki/Ghost_in_the_Shell_(1995_film)

https://en.wikipedia.org/wiki/Ghost_in_the_Shell_(2017_film)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s