Yok Olmaya Hazır Olun!

Evet hepimiz bir gün öleceğiz. Bahsettiğim yok oluş, “senin gibi”lerin yok oluşu. Varlığının, temsil ettiğin, yapabildiğin ya da yapamadığın her şeyin yok oluşu. Off ne korkunç değil mi?

Soyumuzun sopumuzun alayımızın kuruyup gitmesinden bahsediyorum.

Koskoca evren, enerjisini saçıp savurarak “verim” almaya çalışan bir makine. Bazı açılardan oldukça verimli ama genel anlamda baktığında verimsiz. Yine de o kadar çok enerjiye sahip ki, seni beni yaratmış.

Bildiğimiz anlamdaki en karmaşık en gelişmiş makineyi, insan beynini. Yani anlamlandırma makinesini. Öğrenen makineyi.

Evrimsel biyolojide uyum sağlayamayan, gelişemeyen istisnasız eleniyor. Bu bir desen gibi. Her canlıyı hatta her maddeyi kapsıyor.

İlk “insanlar”dan günümüze adapte olamayanların tarihte izi bile yok. yontma taş devrinde, o taşı yontamayanı bir düşünün. Ona bakacak kimsesi yok ise, soyu yürümedi. Yani sosyal becerilerin – bağların ilerlemediği yıllarda taş yontamayanlar yok oldu. Taşı yontup, hayvanı en iyi avlayanlar baskın geldi. O hayvanın derisini giysi yapabilenler, soğuktan kırılmadı, soğuktan kırılmayanlar yayıldı. Yayıldıkça üredi, geniş kaynaklara erişti ve günümüze geldik. Bunların hepsi, birşey yapabilenler ve adapte olabilenler sayesinde oldu. Biz adapte olabilenlerin soyundanız.

Tarım, endüstri, medikal, yazılım devrimleri derken evrimsel biyolojiye oldukça müdahil olduk. Artık en hızlı koşanımız, ya da en iyi balta sallayanımız, at binenimiz değil de, en çok “bir şekilde” parası/gücü olan daha fazla üreme şansı yakaladı.
Toplumların ahlak ve türlü sosyal anlayışlarıdaki göreceliklerle birlikte; en zekii ya da en çakal olan yani kısacası bulunduğu ortama ve hitap ettiği kitleye, kişiye göre en donanımlı olanlar çoğalma şansına erişti.
Böylelikle atletik olmayan ama kendince / içinde bulunduğu mikro toplumca zekii insanlar da hayatta kalma şansı yakaladı.

Ancak durum hep böyle olmadı.
8 milyarı geçen insan nüfusunda ilk defa artık şehirlerde yaşayan; yani bakkala markete bağımlı, yakacağını yiyeceğini doğadan doğrudan değil de alış veriş merkezlerinden karşılayan insanların oranı %60 a ulaştı. Bu da ne zekii, ne de çevik hiç bir meziyeti olmayan yada yavan meziyetlere sahip insanların da varolmasına neden oldu.
Bu kişilerin oranı teknolojinin getirdiği kolaylıklarla artıyor. Hafızası çok kısa süreli, öğrenme ve uyum becerileri tam gelişmemiş yetişkinler çoğalıyor.

Peki kısıtlı kaynaklar ile daha hızla çoğalan insanların sonu nasıl olacak?
Mesela nüfusumuz 12 milyarı geçince? Kaynak kıtlıkları ve bu kıtlıklardan doğan savaşların benimsenmiş olacağı kesin.
Tabii bu kıtlığa teknolojik çözümler de getireceğiz.
Yapay et, sebze ve denizlerden arıtılmış tatlı su ile işleri bir süreliğine tatlıya bağlayacağız.
Evrensel gelir paylaşımı da benimsenirse insanlık biraz rahat eder hale gelecektir. Tabii bu süreç içinde bir kaç düşük yoğunluklu dünya savaşı, biyolojik, nükleer, kimyasal tehdit atlatmış olacağız. ideolojik ve dini karmaşalar da baya yıkıcı sonuçlar doğuracaktır ama insanlar en nihayetinde bunları aşacaktır. Nüfus düşmeyecektir. Demografisi değişecektir. Bu da bahsedeceğim türde zekii olanın değil, bir kitleye en çok hitap eden türün bir şekilde varolacağını ama insanlığa genel olarak çok katkısı olmayacak olanların varlığını sürdürmesi şeklinde ilerleyecektir.

Öyleyse nüfus gerçekten ne zaman düşecektir?
İnsanlar gerçekten üretememeye ve gerçekten atıl kalmaya başlayınca.

Aşağıda paylaşacağım TED videosu, insanların yapay zekalara tümleşik bir varlık olmaları gerektiğini ve bu uyumun mutlaka olabildiğince hızlı ve kuvvetli olması gerektiğini anlatıyor. Çünkü yüksek mühendislik gerektiren işleri yapacak kadar parlak zekadaki insanlar bile aç kalma tehlikesi içinde ki, kafası hiç çalışmayan çoğunluğun yok olması zaten işten bile değil. Doğanın yarattığı desenleme ve eleme sistemi burada da iş başında.

Anlamlandırma makinesi olan bizler, kendimizden daha ileri bir anlamlandırma makinesi yarattığımızda, artık doğanın o makineyi yaratmak için kullanmış olacağı birer atıl alet edevattan başkası olmamış olacağız.
Tekrarlıyorum Atıl alet edevat durumuna düşeceğiz.
Varlığımızı sürdürebilmemiz gerekiyorsa, en azından birer parazit ya da bakteri gibi simbiyotik bir varlığa dönüşmeliyiz bu yeni zeka ya yönelik.
Evrenin saçıp savarak sonuca ulaşmaya çabaladığı birer aletiz en nihayetinde.

Bu hemen yarın bir anda olmayacak, her zaman olduğu gibi uzun bir sürede gerçekleşecek ama bu sefer ivme artıyor. Binlerce yıl sürmeyecek ama yüzlerce yıla da kalmayacak. “Eeh ben öldükten sonra koyayım sonradan gelene” diyenler zaten var şimdiden yok olmuş sayılabilecek bilinçlerdir.

Uyum her zaman anahtar sözcüktür. 

Yaratılan bu yeni makineyi ihtiyacımıza göre şekillendirmeli, ya da eğer o makinenin kendi iradesi oluşursa, biz onun için gerekli şekle girebilmeliyiz ki varlığımız sürebilsin.

Ayrıca bu belgeseli mutlaka izleyin:
https://www.imdb.com/title/tt6700846/

Bonus:
https://sosyalmekan.wordpress.com/2018/05/14/boston-duplex/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s