Mona Lisa’nın Elması

La Gioconda veya La Joconde olarak da bilinen Rönesans devri’nden bir şaheser olan Mona Lisa, Leonardo DaVinci tarafından yapıldığında, bulunduğu çağa ve ötesine kadar uzanan bir etki yaratmış; Rafael’den Michelangelo’ya, Dali’den Picasso‘ya nice sanatçıya ilham kaynağı olmuştur şüphesiz.

Resim

1911’deki Louvre soygununda, Mona Lisa’yı çalmakla suçlananlar arasında Kübizm’in ünlü ressamı Pablo Picasso’da vardı dersem, bu muhteşem tabloya duyulan hayranlığın ve takıntının boyutlarını biraz olsun anlatabilmiş olurum sanırım :)

Resim

Picasso gibi başlı başına ilham kaynağı bir sanatçının bu tabloya takıntısının boyutları, O’nu böyle bir soygunda baş şüpheliler arasında sokmaya yetecek kadar ünlüymüş demek ki.

Belki de Mona Lisa’nın içinde barındırdığı gizemlerden biridir bu takıntı yaratma gücü, kim bilir?

Mona Lisa’daki bu tılsım, sanatı olduğu kadar bilişim sektörünü de çok etkilemiştir.

Bu etkilerden biri 1978 Yılında California’da doğan bir bebek ile bir kere daha kendini göstermiştir. Continue reading “Mona Lisa’nın Elması”

Reklamlar

Ganj’dan Mars’a

Ganj Nehri 2700 Km’lik uzunluğu ile Hindistan‘ın kuzey topraklarından başlayıp Bangladeş‘ten geçerek Bengal Körfezi‘ne akar.
Yaklaşık 900 Milyon mensubu bulunan, Hıristiyanlık ve İslam’dan sonra en büyük üçüncü inanış olan Hinduizm için ise önemli bir kutsal değerdir.

Hinduizm’e göre kirlenemeyeceğine inanılan Ganj Nehri, Dünya’daki en kirli akarsulardan bir tanesidir. Üzerinde hemen her türü zararlı kimyasalı ve biyolojiyi barındıran Ganj Nehrin’de insanlar inanışları gereği her yıl çeşitli kutlamalar yapar. Kast sistemi ve aşırı nüfusun getirdiği kıtlık, fakirlik nedeniyle; Hindu Tanrılarından ve inanışları gereği Ganj Nehri’nde var olduğunu düşündükleri bereket ve arındırıcılıkların, onları; düzlüğe, refaha ve yeniden var oluşta daha iyi bir yaşama kavuştura bilmesi ümidini güden binlerce Hindu’nun  bu nehirde yıkandığı, sularını içip ve türlü şekilde ibadetini / kutlamasını yaptığı görülür.

Bu ve bunun gibi bir çok davranış, ayrıca hijyen eğitimi eksikliği, bayındırlık ve belediye hizmetlerinin yoksunluğu ile beraber dini inanışlarındaki kimi ritüelleri sayesinde, güncel nüfusu 1 Milyarı aşan Hindistan’a gitmek istediğinizde, öncelikle çeşitli hastalıklara karşı aşılar yaptırmanız gerekir. Buradaki iklimi ve coğrafyayı da yabana atmamak gerekir. Tabii daha önce saydığım etkenleri de eklersek bu aşıları yaptırmak doğal karşılanabilir.

Böyle “şenlikli” ve “iç açıcı” bir ülke olan Hindistan denildiğinde akla sadece Ganj Nehri, Hindular ve inekleri gelmiyor tabii ki. Gandi‘yi de hatırlamak gerek.

1900’lerin başlarından 1946’ya kadar süren Hindistan’ın İngiliz sömürgeliğinden kurtuluşunun lider simgesi ve Hindistan’ın babamız dediği unutulmaz lideri. Tıpkı bizim Ulu önderimiz ve Atamız dediğimiz Mustafa Kemal Atatürk gibi.

Hindistan türlü meshep ve sınıf çatışmalarına ev sahipliği yapsa da, kendilerini kurtuluşa götüren liderini unutmamış ve ileriye doğru yürümüştür, Tıpkı bizim de bir süre Atatürkümüz’ü unutmadığımız gibi. Continue reading “Ganj’dan Mars’a”

Garajda Uzay Kapsülü Yapabilmek

Danimarka’da işten anlayan iki eleman, birisi NASA’da bile çalışmış ve demiş ki bunu ben evde de yaparım lan ;) yapmaya başlamış ve başarmış da. hatta kesin başarıya da çok yakın.

aşağıdaki videoda hikayelerini anlatıyorlar

[youtube:http://youtu.be/P3-q-s79KXM%5D

çok paraları ya da çok büyük destekleir yok arkalarında. kullandıkları malzemeler hemen herkesin bulabileceği şeyler. imrendirici ve ilham verici.

Görsel

ha biz böyle şeyleri neden yapamıyoruz diye sorarsak kendimize şuradaki yazı ülkemizin halini çok güzel anlatıyor.

göt kılıydı, çaputdu, paçavraydı, topraktı, terördü önümüzü kapamaya çalışan her ne yapaylık varsa toplumsal kenetlenmeyle aşabileceğimizi ve cehaleti yenip, çağı yakalayabileceğimizi anlayacağımız o muhteşem anın yakın olması dileği ile…

NASA – A HUMAN ADVENTURE

hep derim ya bizimkisi gibi bünyeye böyle şeyler gerek diye, bizim oralara gelip de göremediğimize üzülen NASA bohçasını hazırlamış, segisini kurmuş Marmara Forum’a :)

efenim geçtiğimiz haftasonu gitmeyi görmeyi ve dahi fotoğraflamayı başardığım, NASA’nın katkılarıyla hazırlanmış olan A HUMAN ADVENTURE sergisi bence görülmeye değer.

Görsel

birebir ya da diğer ölçeklerde bir çok taklit aparatın yanı sıra, orjinal parçaların da sergilendiği fuarda, sadece amerikalıların değil, rusların da çabaları takdir edilesi bir şekilde gösterilmiş. Continue reading “NASA – A HUMAN ADVENTURE”

Laptop + SSD = Performans!

yaklaşık 2 senedir kullandığım Dell’in Studio 1558 model diz üstü bilgisayarın performansından hiç de şikayetim yoktu ama hani denir ya bir  bilgisayar en yavaş parçası kadar hızlıdır diye, ben de bu söze katılırım. 50’li yıllardan bu yana yani IBM firması günümüz harddisklerinin atasını RAMAC 350‘yi  yaptığından beri çalışma mantığı aynı kalan ve sadece boyutları küçülen sabit diskler bence bilgisayarların CD/DVD vb sürücülerinden sonraki en hantal parçası.  bu yüzden görece ucuzlayan fiyatlarıyla SSD‘ler yatırım planlarım arasına girdi. bu SSD aygıtların ucuz olmadığı dönemlerde ki bir yazımda CF kartları harddisk gibi kullanmanın yolunu anlatan bir yazı yazmıştım, halen bu fakir blogumun en çok okunan yazıları arasındadır :)

bu SSD nedir ne değildir araştırır, düşünür dururken bir arkadaşım kendi bilgisayarına uyguladığını ve çok memnun kaldığını söyledi. OCZ’nin 120 GB SSD‘sini tercih etmişti, şuradan araştırdım, diğer markalarla karşılaştırdım hakkaten okuma yazma hızı ve sata 3 desteği ve de fiyatı ile gayet uygun geldi.

SSD diskler bildiğimzi harddisklerle aynı görevi görüyor. yani bilgileri kalıcı olarak saklamak. hareketli parçası olmadığı yani okuma yazma kafası, içinde bilmem kaç devirle dönen bir manyetik disk vs olmadığı için de daha hızlı. klasik harrdisk üniteleri ( adı üzerinde hard ve disk ) bir plak nasıl çalışıyorsa benzer bir şekilde çalışıyor, manyetik plak gibi düşünün, sadece devir sayısı daha fazla. e haliyle bilgisiyarınızın işlemci ve ram’leri ne kadar yüksek hızlarda ve kapasitede olursa olsun, işletim isistemini ve onun üzerindeki programları çalıştırabilmesi harddiskinizin içinde bulunan diski okuma yazma hızına çok bağlıdır.

e haliyle geek’lik ve dahi nerd’lük sayesinde merak içinde olan bünye, zaten bir yatırım olarak gördüğüm SSD’ye iyice ısındırdı beni. siparişi verdim, perşembe öğleden sonra verdiğim sipariş cumartesi öğleden sonra elime ulaştı.

fotoğraflarını çektikten sonra bunu dizüstü bilgisayarıma takarken videoya kaydetmek de güzel olur diue düşündüm ve acemice bir video hazırladım :) içindeki absürd müzikler için kusura bakmayın, montajı yaparken çok da sessiz olmasın istedim video.

video’nun çok uzun olmaması için bazı aşamaları keserek birleştirdim ancak SSD’yi takmadan önce bilgisayarın ve programların açılış sürelerini video’ya notlar halinde ekledim. bir uyarı vermek gerekirse, videonun sonunda göreceğiniz üzere programların açılış hızları sanki hızlı çekime alınmış gibi görülmekte, ama asla öyle değil. SSD’yi taktıktan sonraki hızlar şaşırtıcı!

SSD’yi taktıktan sonraki gelişimi kısaca toparlarsak,

işletim isisteminin ve üzerindeki tüm programların açılış hızı yaklaşık 10 kat arttı.

harrdisk’in çalışırken çıkardığı titreşim, ısınma ve ses SSD’de yok çünkü hareketli parçası yok :)

işlemci birşeyi okumak ve yazmak için beklenmediği için daha az enerji harcadığı ve dolayısı ile daha az ısındığı için daha verimli çalışıyor, soğutucu fanını üst seviyelerde çalıştırma ihtiyacı duymuyor.

iyi bir yatırım oldu, yıllar içinde daha yüksek kapasiteli türleri çıkacağı ve ucuzlayacağı için sevinmiyor değilim. zaten bir bilgisayarı OS X’den sonra en optimize şekilde kullanan işletim sistemi olan linux’un ubuntu 12.04 sürümü dizütünde kurulu olduğu için bence performansı daha da bir harika olmuş olsa gerek ( henüz windows bir makine ile kıyaslayama fırsatım olamadığı için “”bence” diyorum )

en nihayetinde, tavsiye ederim. herkes kullansın derim :)

Dragon Hedefe Kitlendi!

Tesla otomobillerinin de sahibi olan Elon Musk‘ın firması SpaceX‘in geliştirdiği Dragon kapsülü şu an itibari ile Uluslararası Uzay İstasyonu‘na bağlanmak üzere. bu yazıyı, canlı yayını şu linkten izlerken yazıyorum. ilk defa bir özel bir şirketin yaptığı uzay aracı, bir uzay istasyonuna bağlanıyor. bunun insanlık ama en başta Amerika Birleşik Devletleri için önemini anlatmak ile bitmez, hatta önemine vurgu yapan bir yazım da şurada var daha önce yazdığım. bu olaya ilgi ve heyecan duyan ben böyle gelişmelere seviniyorum ancak ülkemiz hala yapay ve aptalca konuları tartışırken çağın çok gerisinde kalıyor olmasına bir okadar üzülüyor ve sinir oluyorum. işte bu durum hakkında da yazmakla bitmez sözlerim var…

Görsel

yazımı bitiriken dragon kapsülü, uzay istasyonuna son 50 metre uzağında, arkada uzay boşluğu fon oluştururken sabitleyici motorların püskürmesini izlemek muhteşem oluyor.

Görünmez Mercedes

hep derim, benim otomobillere bakış açım şudur; “mercedes ve diğer otomobiller”. yani o yıldızın cazibesine tarif edilemeyecek şekilde kapılmış olanlardanım… herneyse.

beni geçelim ve sadete gelelim. mercedes yakıt hucresi teknolojisini tanıtmak için yaptığı video izlenmeye değer.
yaptıkları videonun fikri de güzel, doğaya/çevreye görünmez f-cell teknolojisi. bunun için görünmez bir mercedes hazırlamışlar. yakıt hücresi teknolojisi doğaya zararlı gazlar salmadığı için, bu aracın varlığını doğa algılamayacaktır mantığı üzerine kurulmuş eğlenceli bir video.

Continue reading “Görünmez Mercedes”